• Ensar Küçükaltan

Bülten | Çok Uluslu Şirketler İktidar Değiştirebilir mi?

Sahra altı Afrika’da darbeler son dönemde en fazla konuşulan konulardan biri oldu. Öyle ki iktidar değişimlerinin yollarından biri olduğu bile konuşuluyor. Askerin yönetime müdahalesi sonrasında sokaklarda kutlama yapan insanlar Afrika’daki askeri müdahalelerin kapsamının sorgulanması gerektiğini gösteren etkenlerden bir tanesi.


Mali’de, Gine’de, Burkina Faso’da bu durumun tezahürlerini gördük. Hatta bazı örneklerde darbe sevincinin Fransa’dan kurtuluş nidalarıyla ve Rusya bayraklarının sallanmasıyla olduğunu bile gördük. Şu bir gerçek ki çoğu örnek, Afrika’da sayısı zaten nispeten az olan sivil iktidarların halkla bağının kopmasının darbeciler için bir fırsat haline dönüştüğünü gösteriyor. Demokrasi ile yönetimi almış sivil iktidarların asker postalıyla gönderilmesi halkın iradesine vurulan bir darbeyken, sivil iktidarların içine düştüğü yolsuzluk, iç barışın sağlanamaması, gelir adaletsizliği gibi problemler darbeler sonrasında kutlama yapan halk kitlelerini medyaya taşıyan etken durumunda. Peki Afrika’daki bu anti-demokratik yönetim değişikliklerine farklı bir açıdan bakılabilir mi?


Uluslararası şirketler bugüne dek pek çok komplo teorisine kurban edilmiş, gerçeklikten uzak yorumlarla siyasi olayların müsebbibi sayılmıştır. Bu şirketlere gerçekçi veriler ışığında bakarak Afrika siyasetine ne derece etki edebileceklerini analiz etmek ise bu kalıpların dışında ve daha zihin açıcı bir şekilde yapılabilir. Öncelikle bu şirketlerin ekonomik gücünün irdelemek gerekmektedir.



Çok uluslu şirketlerin Afrika’daki yapısı 1970’lerden beri çeşitli akademik çalışmaların konusu olmuştur. Bazı gruplar bu yapıların faaliyetlerini yararlı bularak desteklemekte diğer kısım ise faydadan çok zarar olduğunu iddia ederek eleştirmektedir. Liberal görüş genel olarak çok uluslu şirketleri gelişimin, kalkınmanın, sosyal ve çevresel anlamda ileriliğin bir aygıtı olarak görürken karşı kamp onları insan hakları ihalleri, devlet otoritesinin ve yasaların sarsılmasına neden olan aygıtlar olarak tanımlamaktadır (Amusan, 2018). Bazı Afrika ülkelerinin nüfusundan daha fazla çalışanı olan bu şirketler, devasa maddi boyutlarıyla ciddi bir pazarlık yapıcı haline dönüşebilmekte ve devletlerle pek çok düzenleme konusunda müzakere edebilecek seviyeye gelmektedir.


Çok uluslu şirketler, gelişmiş devletler tarafından ileri sürülen küreselleşme yoluyla, yerleşik nüfusa kaynakların eşit oranda dağıtılmasını engelleyebilir. Bu durum da bilinenin aksine aslında Afrika'nın az gelişmişliğine neden olabilir. Müzakere becerisi, diplomatik güç, ekonomik üstünlük ve gelişmiş devletlerin çok uluslu şirketlerle ittifak içinde sahip olduğu sosyo-kültürel üst yapı, Afrika ulusunun ticaret müzakereleri sırasında pazarlık gücünü baltalamakta ve kıtanın ekonomik gelişimine zarar vermektedir (Soobramanien, 2011). Asıl mesele ise bu ekonomik gücün siyasi bir güç haline devşirilmesi konusudur. Joseph Nye, “Multinational Corporations in World Politics” kitabında çok uluslu şirketlerin farklı şekillerde siyasi yönelime etki edebileceğinden bahsetmektedir. Bunlardan biri, şirketlerin politika oluşturmayı etkilemek ve siyasi liderlere taleplerini karşılamaları için baskı yapmak için lobicilik ve yaparak siyasi faaliyetlere doğrudan katılmalarıdır. Bunu yaparken, çıkarlarını geliştirmek için meslek odaları ve siyasi eylem komiteleriyle de çalışabilirler. Bu bağlamda hem teşvik vaatleri hem de yatırımı geri çekme tehditleriyle daha etkin bir rol oynayabilirler. Siyasilerle ilişki kurmak yerine kamusal iletişim kanallarının kullanılması ve gazetecilerle iletişim kurma, basın bültenleri yayınlama, kamu kampanyaları oluşturma ve protesto gösterileri düzenleme gibi taktikleri kullanabilmektedirler (Kim, In Song; Milner, 2021). Bu tip faaliyetler genellikle uluslararası kamuoyu önünde ülke hükümetlerini zor duruma düşürerek talepleri kabul ettirmek için kullanılmaktadır.



Bu baskı gücü kimi zaman yukarıda sözü geçen çok uluslu şirketleri insan hakları veya çevre yönünden eleştirenlerin sundukları argümanlar karşısında da kullanılmaktadır. Örneğin global petrol şirketleri bir yandan alternatif temiz enerji ilkesini ortaya atarken diğer yandan gerçekte fosil yakıt kullanımını teşvik etmekteler. Fosil yakıt sebebiyle Afrika’daki canlı ölümlerinin ne kadarının medyaya yansıdığı düşünüldüğünde bu çok uluslu şirketlerin gücü anlaşılabilir. Büyük reklam anlaşmalarıyla medya kurumlarını fonlayabilen bu tip kurumların lobi faaliyetlerine de en az verdikleri reklamlar kadar bütçe ayırdığını unutmamak gerekir. Bugünün çok uluslu şirketleri ile geçmişte Afrika’nın önemli bir bölümünü yöneten şirketler arasında bağ kuran uzmanlar bulunmaktadır. Birçok akademisyen, para birimleri eksik olmasıyla beraber ekonomik nedenlerle birçok Afrika’daki sömürge öncesi krallıkları, imparatorlukları ve köylüleri bastırmak için kendi ordularına sahip olan şirketleri bugünkü çok uluslu şirketler gibi görmekte ve onları başlı başına birer hükümete benzetmektedirler. Kraliyet Nijer Şirketi ve Doğu Hint Şirketi, kendi hükümetlerinin yardımıyla bulundukları bölgelerde kendi hükümetlerini/imparatorluklarını kurabildiler. İngiltere, topraklarının maliyetini karşılayamayacaklarını anlayınca, bu şirketleri kullanarak Afrika kaynaklarının yağmalanmasını desteklemek için gerekli güvenliği sağladı. Yirminci ve yirmi birinci. yüzyıllarda, diğer Avrupa devletleriyle rekabeti engellemek için çalışma biçimleri ticaretten mal ve hizmet üretiminde fiziksel varlığa dönüştü. Bu etki alanı sendromu, Amerika'nın uluslararası sistemde bir hegemonya olarak ortaya çıkmasıyla sona erdi. İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden sonra, çok uluslu şirketlerin yönetişim tarzı ve işleyişi büyük ölçüde değişti. Merkezlerini (ana eyaletleri) bir eyalette tuttukları kadar, idari sermayelerini vergi cenneti eyaletlere taşıdılar. Bu, Mauritius'un neden gelişmekte olan devletlerle ilgilenen birçok çok uluslu şirketin hedefi haline geldiğini açıklıyor. Ayrıca insan hakları konusundaki olumsuz sicilleri nedeniyle, faaliyetlerinde rahat hareket etmek için siyasi istikrarsızlığın ve ekonomik kaosun olduğu bir ortamda faaliyet göstermeyi tercih etmektedirler (Amusan, 2018: 51). Bu açıdan baktığımızda neden pek çoğunun Güney Sudan, Sudan, Nijer deltası ve Nijerya gibi bölümlerde faaliyetlerini sıklaştırdığına dair fikir edinebiliriz. Çad'da Deby hükümetine karşı kriz patlak verdiğinde, Başkan'a bölgede siyasi kriz olmadan petrol çıkarmak için petrol alanında çalışan çok uluslu şirketlerin yararına olacak şekilde gelirden yüzde beş ayrılması tavsiye edilmiş ve bunun hükümet karşıtı isyancılara karşı savaşı kovuşturmak için kullanılması tavsiye edilmiştir (Burgis, 2015). Çekilen paralar, topraklarında fosil yakıtları bulunan Doba ve Doseo havzalarındaki Baka pigme azınlığını bastırmak için Amerika'dan mühimmat ithal etmek için kullanılmıştır. Bu sömürü politikası, parlamenterler, üst düzey hükümet yetkilileri ve Amerika'dan gelen gizli ajanlar ile petrol şirketlerinin çıkarlarına hizmet ettiği için benimsenmiştir (Amusan, 2016: 210; Obasanjo, 2014: 141-188).


Tüm bunların yanı sıra darbe yaşanan Afrika ülkelerinde cuntaların ilk yaptığı açıklamalardan birinin mutlaka ülkelerindeki çok uluslu şirketler ve madenlerin işletimi konusundaki düzenin aynı şekilde devam edeceği şeklinde olması, bu şirketlerin göründüklerinden daha büyük bir gücü ellerinde bulundurduğu şeklinde yorumlanabilir. Şirketlerin siyasi ve ekonomik olarak devletlerin baş edebileceğinden daha büyük bir konuma gelmesi özellikle Afrika iktidarları için orta vadede ciddi bir husustur. Bu yapıların elitler üzerinden yaptığı siyasi hamleler ve baskılar halkın iradesini hiçe sayan sonuçları ortaya çıkaracak potansiyele sahiptir. Bundan sonraki askeri müdahaleler ve iktidar değişimlerinin bu yanıyla da izlenmesi faydalı olacaktır.


Kaynakça:

Amusan, L. (2016). Marsupial Babies in the Midst of Plenty: America’s Dominance by Design in the Gulf of Guinea. Journal of Social Sciences, 48(3), 203–212.

Amusan, L. (2018). Multinational Corporations’ (MNCs) Engagement in Africa: Messiahs or Hypocrites? Journal of African Foreign Affairs, 5 (1), 41–62.

Burgis, T. (2015). The Looting Machine: Warlords, Tycoons, Smugglers and the Systematic Theft of Africa’s Wealth. PublicAffairs.

Kim, In Song; Milner, H. (2021). Multinational Corporations and their Influence Through Lobbying on Foreign Policy. In Global Goliaths: Multinational Corporations in a Changing Global Economy (pp. 497–536). The Brookings Institution.

Obasanjo, O. (2014). My Watch Volume 2: Political and Public Affairs. Prestige.

Soobramanien, T. (2011). Economic Diplomacy for Small and Low Income Countries: Decision-Making and Negotiation in International Economic Relations. In N. Bayne (Ed.), The New Economic Diplomacy (pp. 187–204). Routladge.

10 görüntüleme