top of page
  • Emine Genç

Frantz Fanon Diyalektiği Ekseninde Afrika’da Kolonizasyon Sonucuna Psikopatolojik ve Epigenetiksel Y

Öz

Bir birey yaşam koşullarına bağlı kalmaksızın hayat evrelerinde stres ile mücadele etmek zorunda kalmıştır. Stres, anksiyete, depresyon, travma gibi pek çok psikolojik rahatsızlığa neden olabilecek ortamlar çevresel faktörlere ve kişisel nedenlerin ekseninde döner. Bunlardan biri de savaş ve devam eden sömürgenin tahakkümü altında kalan bir bölgenin durumudur. Karşılaşılan pek çok farklı fiziksel ve ruhsal vakalar Frantz Fanon’un kaleminden ve farklı düşünürlerin düşünceleri ile yorumlanmıştır. Psikopatolojinin üzerinde çevresel etkilerin stresle ilişkili genlerinde epigenetik ve genetik mekanizmalarının ilişkisi vardır. Stres ile psikolojinin ilişkisi ve bunların psikolojik rahatsızlıkları meydana getirmesi de biyolojik anlamda yorumlanabilir. Frantz Fanon’un sadece psikiyatri alanında teşhis ve tedavisi değil aynı zamanda ortaya koyduğu diyalektik düşüncesi ile de soruna bütüncül bakabiliyor. Bu makalede Fanon’un diyalektik düşüncesinin temeli, sömürgecilik üzerine düşünceleri ve bazı kilit kavramları açıklamaya çalıştık. Sömürgeciliğin, savaş ve savaş sonrası döneminde incelenen vakaları detaylandırarak yaklaşım biçimine yer verdik. Bu makalede Afrika kıtası özelinde stres oluşturan kolonizasyona ve zeminin de birden fazla nedenler sonucu meydana gelen psikoplatolojik vakaları epigenetik ve genetik ışığında yorumlanacaktır.


Anahtar Kelimeler: Kolonyalizm, Afrika, Psikoloji, Psikopatoloji, Genetik, Epigenetik


Giriş

Frantz Fanon çok genç yaşta vefat etse de devrimci psikiyatr kişiliği aslında büyük bir yankı uyandırmayı başarmıştır. Tıbbın gözünden belli bir dönem Cezayir’de bir hastanede tecrübe ettiği her şey hakkında teşhisini yapıp üzerine çok düşünceler kurarken o bölgeden ayrıldıktan sonra kurduğu hastane ile tedavinin nasıl yapabileceğini göstererek o dönemde bir ilke imza atmıştır. Döneminde düşünceleri ile Avrupalı merkezi psikoloji düşüncesine karşı çıkarak savunmalarını kaleme aldığı makalelerde, kitaplarda yazmıştır. Salt bir psikoloji ve psikopatolojik teşhisler ve yöntemler ile değil, bulunduğu çağa ve yaşantıları göz önüne alarak vakalara karşı yaklaşıma yeni bir yön kazandırmıştır. Makalede yer verilen Mannoni’nin test ettiği bilinçdışı rüyalar, Fanon’un Yeryüzünün Lanetlileri kitabında B serisinde yer alan sömürge savaşı ve bozuklukları, bölümü yine siyah deri beyaz maskeler kitabında örneklere yer verdiğimiz birkaç vaka tipinde de görüldüğü gibi vakalar çok farklı olsa da tümü ile sömürülme ve sömürge sonrasında o topraklardan ayrılmayan, bombaları ile işkenceleri ile devam eden kolonyalizmin insanların üzerinde kurduğu tahakküme ve vakaları detaylandırarak vakıf olmaya çalıştık.



“Bir coğrafyanın ülkenin dili ile konuşmak oranın kültürel kodlarını da barındırmayı gerektirir ve doğal olarak o dili konuştukça o kodlar kişiye işlenir.”[1] Dil bazında söylenen bu cümlenin aslında yeni akımların getirildiği, toplum, kültür olarak tamamen değişen bir bölgenin eskisi gibi olmayacağı yeni normale göre davranarak tamamıyla eylemlerini değiştireceği için genotipe de yansımasını ve gen okunuşunu farklılaştırmasına sebep olacağına işaret eder. Fanon’un felsefe- psikiyatri ve pratik- teori temeline oturttuğu kültürel ve toplumsal bağlamda yabancılaşma kavramı diyalektik düşüncesinin ortaya çıkışını temsil eder. Fransızca olan “kolonyalizm” kavramı ile Afrika insanı zihni, toplumsal, kültürel ve sahip olunan tüm değerlerin değiştirilmesini yaşar. Asimile olan bu topluluk tamamen bu yeni normale adapte olana kadar çok yıllar geçecektir lakin biz savaş, sömürge ve işkence döneminin açtığı psikopatolojik durumların üzerine yoğunlaşmaktayız. Avrupa merkezci vakaların psikiyatrist değerlendirmeleri, siyah deri beyaz maskeler, Yeryüzünün Lanetlileri kitaplarından yer alan pasajları, yabancılaşma, kolonyalizm, epigenetik gibi birçok kavram ve konuyu detaylandırarak anlatmaya çalıştık.


“Sömürgecilik temelde algı olarak toprakların işgali üzerinde ilerlemiş olsa da bir milleti her anlamda her alanını işgal ederek kendi yaşantısını kalıcı olarak bırakmasıdır. Siyah’ın gerçekten yabancılaşmadan kurtulması (…) Siyah’ın yabancılaşmasının bireysel bir sorun olmadığını göreceğiz. Soyoluşun ve bireyoluşun yanında, bir de toplum oluş vardır.”[2]


Siyahın yavaş yavaş kültürüne, değerlerine ve kendine yabancılaşması sadece onun sorunu değil soyu, toplumu ve sömürgeci sisteminde etkisi çok büyüktür. Ek olarak siyah deri beyaz maskeler kitabında Fanon’un beyaz ve siyah diye niteleyerek tüm akışı devam ettirmesi bir açıdan konunun net olarak hedefe ulaşmasını sağlamıştır. Fanon’a göre bu yabancılaşmadan kurtuluşun çözümü toplumsal ve ekonomik gerçeklerinin farkına varılmasıdır. Ekonomik gerçekleşme bu sömürgeciliğin getirdiği kompleks sürecinin sonuçları vardır. Topluma getirilen yenilikler sosyodemografik yapısına zarar verecek ve değerlerine yıkacak türde olması o bölgeyi her anlamda işgal eşiğine sürükler ve bunun gerçekleşmesi kaçınılmaz olur.



Sömürge denildiği zaman yıllar öncesinde bir devletin başka bir devletin topraklarını ilhak ve işgali olarak algılanmaması gerekir. sömürgeleşme ya da sömürü çeşidi olarak ırkçılık, narsisizm, kapitalizm, emperyalizm gibi daha birçok kavram belirir. çünkü artık kolonyalizm somut olarak toprak işgali üzerinden olsa da soyut olarak çok daha fazla türevleri vardır. Fanon’un çalışmalarında da yer verdiği açıktan sömürgecilik ve gizli sömürgeciliği psikanaliz yöntemi ile sömürge insanı ve sömürgecilik hakkında incelemelerine dikkat çekmek gerekir.[3]

Sömürgeleştirilen her halk kendini, uygarlaştırıcı ulus dilinin ve anakent kültürünün karşısında konumlandırmıştır. Burada “uygarlaştırma” adı altında dayatılan belli formların norm olması sonucu sömürgeye maruz kalan toplumu normalleştiriyordu. Bu Afrika özelinde değil her ulusun göstereceği sonradan kazanılan bir şartlanma olacaktır. [4]


Bunu anlam kolaylığı açısından bireyin kendisi ile ilişkisine indirgersek manipülatif düşüncelerin eylemlere yön vermesi olarak açıklanabilir. Bu düşünceler farketmeden normal gelir ve kişi uygulamaya başlar. Fanon’un sömürge noktasında fikrine katılmadığı Octave Mannoni örneğini Fanon’un sömürge anlayışı ve diyalektiğini net anlama adına vermek istiyoruz. “Sömürgecinin sömürüsü başka sömürü biçimlerine benzemez, sömürgeci ırkçılığı başka ırkçılıklardan farklıdır.”[5] cümlesi Mannoni’nin sömürge kavramına bir yaklaşım biçimi ama Fanon’un Manonni’ye katılmadığı nokta tüm sömürü biçimlerinin birbirine benzer olduğunu savunmasıdır. Yani sömürgeci ırkçılığı başka diye adlandırılan ırkçılıklardan aslında farklı değildir.


Sömürgenin toplumoluş kısmında ırkçılık yönünden sarsıldığı bir örnek vardır. Soyut anlamda yani derinden işlenen sömürge seyrinin bir fay hattı gibi yer kabuğunu yaran somut etkisini Cesaire şu şekilde anlatmış: “Halk bir gün büyük bir darbe ile uyanır ama darbeyi umursamazlar. Nazizm’in kurbanı olmadan önceden işledikleri suçlara ortaklık ettikleri için bu kendi başlarına geldiklerinde farketmediler. Çünkü öyle suçsuz, meşru, normal bir nazizm profiline inandılar ki kendileri tecrübe edene kadar anlamadılar.”[6] Ek olarak Fanon diyalektiğinde sömürge kısmında Güney Afrika ve Avrupa'nın ırkçı yapısın olduğunu savunmuştur. “Aşağılananı yaratan ırkçıdır sonucuna varmıştır.”[7]

Kolonizasyonu bir bomba gibi toplumun dinamiklerine yerleştirip değerlerini altüst etmesine neden olan Avrupalı bunu yaptı. Fakat karşı taraftan yankı bulduğu tüm bu sömürülmeyi içselleştirecek bir toplum vardı. Kültüre yapılan saldırı yani kolonizasyon hakkındaki bu pasajı Fanon’un şu sözleri ile bitirelim: “Bir dile hakim olan o dil ile ima edilen, ifade bulan dünyaya da hakim olur. O dünyayı bilir.”


Frantz Fanon Diyalektiği:

Saint Alban bölgesinde psikiyatr olarak bulunan Fanon çok çeşitli vakalara tanıklık etmiştir. Doktorluğunun ilk yıllarında böyle bir ortamda alanında uzman psikiyatrlar ile beraber çalışarak çok farklı deneyimler kazanmıştır. Bu bölgede yer alan kurumsal psikoterapi öncülerinden Jean Oury’dir. Bir başka isimde psikiyatrlardan başhekim Tosquelles’dir. Başhekimin öncülüğünde ortaya “Psiko-politik” kavramı çıkar. Bu yabancılaşma kavramıdır. Ruhsal hastalık ve kapitalizmin olduğu bir hayatın içinde yaşama ve bu yaşama yabancılaşma olarak açıklanabilir. Tosquelles’in anlayışı “zihinlerin işgalden kurtarılması” olup Fanon’u çok etkileyen bir düşüncedir. [8]


Yabancılaşma temelde sosyoekonomik, sosyal eşitsizlik ve şiddetin içselleştirilmesi sonucu ortaya çıktığını[9]


yani tanımama ile tanınmama hissinin getirdiği aşağılık kompleksi ve kendini tanımlayamama meydana gelir. Böylece birey toplumuna kendine ait olan hafızasını geçici kaybederek yabancılaşma yaşar. Sömürülen ve sömürge içinde olan topraklarında artık kendini ait hissetmeyerek ana yurdunda yaşamını sürdürür. Fanon diyalektiği arasında teori ile pratik dengeyi kurmaya çalışır. Bu düşüncenin temeli felsefe ve psikiyatri alanına dayanır. Fanon’un psikiyatriye diyalektik bir yaklaşım biçimi geliştirmesi aslında açıkça çevresel, toplumsal, sosyodemografik sorunları teşhis ederek tedaviye nöroloji alanı ile çözümlemeye çalışmaktadır. Bu diyalektik de Fanon çok güçlü iki kavramın üzerinde duruyor: Kültür ve Toplum. Toplum kavramını örneklendirdikten sonra kültürü Fanon bakış açısı ile anlamlandırabiliriz. Temelde kolonize olan toplumun değişen en önemli değerlerinden bir kültürdür. Bu değişen ve normalleştirilen kültürün o toplumdaki bireylere etkisi büyük ölçüde kendini hissettirir.

Antilli siyah fransız dilini benimsediği ölçüde beyazlaşacak. Demek ki gerçek insana yaklaşacaktır. Dile hakim olan insan bunun sonucunda o dilin ifade ettiği ve içerdiği dünyaya da hakim olur. Dile hakim olmakta olağanüstü bir güç vardır.[10]


Değinilen bu sorunun devamında antilli özelinde insanların geçirdiği o kültürel değişim dile getirilse de aslında bu dezenformasyona uğrayan ve sömürgeleştirilen insanların değişimi ifade edilmektedir. Kendini sözde uygarlaştırılan toplumun yani o anakentin kültüründe tanımlayan her kişi kendini oraya ait hissettiği ölçüde topraklarının modern ve uygar olmayan yaşantısından çıkacağını düşünür. Kültür özelinde dile çok vurgu yapan Fanon, antilli örneği üzerinde devam etmiştir. Antilliler’de yerel halk dili kreoldur. Ama resmi olarak konuşulan dil fransızcadır. Üstelik okullarda yerel dil konuşulmaması için sıkı bir eğitim söz konusudur. Bu sorunda irdelenmek istenen şey siyah insanın resmi dili olan fransızca karşısından kendini konumlandırdığı yer ve bunun nedenleridir. Ülkenin kullandığı dilin bir sömürge anlayışında benlik algısının farklılaşmasını ele almaktadır. Siyah, beyaz olmak için fransızcayı çok iyi bilme, dili beyazdan daha ustaca konuşabilme gibi farklı yollara başvurur. Bir antillinin avrupa seyahati sonrası yurduna dönüşünde o artık bir fransız olmuştur. Eylemlerinden konuşmasına kadar tüm davranış biçimlerini kendi toplumunda devam ettirmeye çalışır.


Ama şu dikkat çekici bir husustur. Afrikalı siyah ve antilli siyahın farkı vardır. Bu fark antillinin “beyaz olma” düşüncesini içselleştirmesi ve eylemlerine yansıtmasıdır. Siyah adam beyaz olma hedefi ve idealinin peşinden giderken beyaz adam/kadın tarafından maruz kaldığı ötekileştirmeye rağmen her şeyi kabullenen bir zihniyet ile bu isteğinde vazgeçmez.


Fanon Fransa’da bir süre yaşamış bir siyahın geri döndüğünde kökten başkalaştığı fenotipinin değiştiğini söyler. Genotipteki ifadelerin karaktere ve dışa vurumu olarak ifade edilen fenotip için fanonun kastettiği durum: Siyah belli bir dönem Fransa'da hayatına sürdürüp tekrar memleketine dönerse benliklerinde kaybolmuş ama yeni ve kısa süren hayatı sırasında bu kaybolan parçayı bulmuş gibi hissetmektedirler. Bir bakıma herkesten kendini üstün görme, tam anlamıyla özelliklerinin tamamlandığını düşünme denilebilir.[11]


Psikolojide somut veya soyut sınırlar kalktığı vakit özgürlüğünde artacağına inanan bir öngörü vardır. Siyahın hissettiği de bu fenomen ile açıklanabilir. O adeta kendi topraklarından çıkıp yaldızlı anakente yolculuk yaptığı vakit tamamlanacağına inanır.


Vakaların Psikopatolojik İncelemesi:

“Beyaz beyazlığına hapsedilmiştir siyah siyahlığına. Bu ikili narsizmin eğilimlerini ve gönderme yaptığı güdülenmeleri belirlemeye çalışacağız.”[12]

Eğilimlerden doğma bir güdülenme biçimi. Eğilimlerin belirlenişi ve bu belirlenme biçiminin eylem isteği uyandıran güdülenmesi. Burada başlangıç hapsolan bir insanın yapabileceklerine bakmaktır. Başta bu iki ırkta kendi toprağına ve imkanlarına hapsolmuş durumdadır. Hapsolmanın bir narsizm olmasını belirtir yazar. Hapsolunduğu durum içerisinde kendini özgür hisseden birey narsistleşmeye başlar. Bunun getirdiği eğilimler ve eylemler hayatını şekillendirir. Önemli olan bu eğilimlerin dönüştüğü eylemlerin ne olacağıdır. Nereden kaynak aldığıdır. Beyaz hangi şartlar içerisine hapsoldu? Onun eğilimlerine kaynaklık eden hangi düşünce oldu? Bu gibi sorular ve bu eğilim- eylem ilişkisinin temelini psikoloji alanında yaklaşılacaktır. Bu bölümde yeryüzünün lanetlileri, siyah deri beyaz maskeler ve referans olarak aldığımız farklı makalelerden Fanon’un karşılaştığı vakaların psikopatolojik bağlamda bahisleri de yer alacaktır.

Cezayir de psikiyatr olarak görev yaptığı hastanede Fanon tıbbın sömürge sistemini destekleyen kolonyal bir hal aldığını gördü. Cezayir bağımsızlık savaşında doktorların beynin sorgulama-soru sorma bilinç kısmını kaybetmesine neden olan ilaçlar vermesi “doğruluk serumu” denilen serumu hastalara takması, elektroşok gibi yöntemler ile işkence öncesi hazırlık ve sorgu sırasında cevap almak için bunları yapmışlardır.[13]


Fanon’un ifadeleri ile:

“Çeşitli işkence merkezlerine bağlı diğer doktorlar, her seanstan sonra, işkence göreni iyileştirmeye ve yeni seanslarla hazır duruma getirmeye çalışırlar. Burada mühim olan, esirin sıfırı tüketip işkencecileri yalnız bırakmaması yani hayatta kalmasıdır. Cezayirli’yi hayat ile ölüm arasında bir yerde tutmak için, işkence öncesi, işkence anı ve sonrasında ona bol bol kalp ilacı, yüksek miktarda vitamin verilir. Doktor on defa müdahale eder, esiri on defa işkenceciler sürüsü önüne bırakır.”

Bunu yaşayan kişi ya da şahit olan kişiler için sahip olduğumuz bilgiler ışığında psikolojik açıdan bakarsak depersonalizasyona uğramış bir kişilik göreceğiz. Ortada bir vaka patolojisi ve kanaat getirilmesi gereken bir teşhis var ise başından sonuna kadar süreç, kolonyal tıbbın istediği gibi ilerlediğini çünkü onların ilerlettiği yadsınamayacak bir gerçek olduğunu görüyoruz. Savaş ve sömürgeyi yaşayan bu topluma hala psikolojik saldırının devam ettiği bir hastanede alınan veriler ne kadar sağlıklı olabilirdi?


Fanon’un 1952 yılında kaleme aldığı “Kuzey Afrika Sendromu” makalesi Fransız tıpçı ve psikiyatristlerin hastalara karşı tavırlarındaki ırkçılığı anlatan bir tanımlamadır. Bu tutumu anlayabilmek için psikiyatr profesör Antoine Porot’un “Müslüman Psikiyatrisi Üzerine Notlar” makalesinde yazmış olduğu cümleler şunlardır: “Biçimsiz bir ilkel insanlar kütlesi, çoğu zaman cahil ve ahmak, bizim düşünce biçimimize ve tepkilerimize çok uzak, ahlaki tutumlarımızı kavrayamamış, en basit ilgilerimizi bile anlayamayacak durumdadır.” Porto devamından psikopatolojisinin tembel, yalancı, hırsız olarak beyin korteks işlevlerinin de gelişmediğini söylemiştir. Aynı şekilde koloni psikiyatristi olan Carothers dünya sağlık örgütü için kaleme aldığı monografta Afrika insanı için “Beyinsiz Avrupalı” ifadesini kullanmıştır. İnsan beyninin pek çok işlevi ile ilgili, düşünce, algılama gibi işlevleri yerine getiren serebral korteksin Afrika insanından işlevsizliğini “lobomotize” (beyni alınmış) olduğunu söylemiştir.


Irkçılığı Cezayir'de kurumsallaştırıp öğrencilerine de bunu aşılayan sistemini Fanon şiddetli kınar ve bu durum hakkındaki görüşleri şöyledir; “Aslında mağripli sömürüldüğü benliği ve toprağı için bir güvensizlik hali içinde olduğu için her hareketi ve duygusunun tehdit altında olduğunu düşünür. Bunun yol patolojik durumlar bedenlerinde fiziksel ve manevi ağrıya yol açmaktadır.”

“Birkaç gün önce sert bir cevap aldım. (Hastane koğuşlarından biri olan) Reynaud’daki bir hastaya bugün ayın kaçı diye sormuştum. ‘Ayın kaçı olduğunu bilmemi nasıl bekliyorsunuz? Sabah kalkmamız söyleniyor. Yemek yiyin. Avluya çıkın. Öğlen yemek yememiz söyleniyor. Avluya çıkın, sonra da yatın (…) Hangi günde olduğumuzu nasıl bilmemi bekliyorsun?”


Bu Cezayir'deki kurumda yaşanan bir olay haftalık basılan gazetede yayınlanan bir pasajdır. Fanon bu yaşanan olaylardan sonra hasta yaşamlarını da zaman algısının kaybolduğu sonucuna varmıştır. “Psikiyatrik iyileştirme kurumdan başlamalıdır.” demiştir. Bu varılan kanı aslında Fanon’un devrimci yönüne bir geçiş olarak da görülebilir. Bu düşünce onu kurumsal reformdan toplum reformuna toplumun değişmesi gerektiği düşüncesine itmiştir. Kültürü başta dezonformasyona uğratarak başkalaşım geçirmesine neden olan sonucunda yeni normalinin bu toplumun özü ile bağlantısı olmayan bir kimliğe büründürdükleri sömürge toplumudur. Avrupa’nın buradaki rolü şudur: Kültürü başta dezenformasyona uğratarak başkalaşım geçirmesine neden olan sunucunda bu topluma kolonize bir yaşan sürmesi gerektiğine inandırmaktır.


Fanon Cezayir de çalıştığı hastane de bakanlığa istifasını verirken mektupta şu cümleler yazar: “Eğer psikiyatri insanın yaşadığı çevreye yabancılaşmasını azaltmaya yönelik bir teknikse Cezayir'de fransız politikası arap nüfusu bütünüyle yabancılaştırmış ve onları mutlaka bir depersonalizasyon içinde yaşamaya mahkum etmiştir.”


Kısa bir süre sonra içinde ‘kolonyalizm ve işkencelerin neden olduğu psikiyatrik vakaları da ayrıntılı incelediği’ Yeryüzünün Lanetlileri kitabını kaleme alır. Cezayir savaşı sonrasında ortaya çıkan sömürgeleştirmenin toplumda psikolojik olarak uyandırdığı yankıyı yeryüzünün lanetlileri kitabında ‘Sömürge Savaşı ve Zihinsel Bozukluklar’ kısmında incelemiştir. Bu kısımda vaka tiplerini psikolojik açıdan detaylandıralım. Burada yazılan notlar birbirinden çok farklı vaka tipleri olarak gelebilir ve bunlar bir sömürgenin ardında bıraktığı yıkımlar olarak bağdaştırmakta güçlük yaşanabilir. Lakin savaş ve sömürge sonrası insanlarda meydana gelen büyük travmalar bunlardır ve kaydedilmiş olması günümüzde anlamak ve anlamlandırmak için çok önemlidir.


Fanon yeryüzünün lanetlileri kitabında Cezayir halkının ulusal savaşı zihinsel bozukluklar için bir zemin teşkil etmiştir. Sömürgeye uğrayan toplumun savunma kısmı eğer silahla değilse ve olumsuz anlamda güdülenme seviyesi kişide artarsa bunun sonucu psikiyatrik bir vaka olması ile biter. Vaka değerlendirilmesi olarak tetikleyici faktör konumunda biyolojik, psikolojik, duygusal vs. nedenler vardır. Ama Fanon bu bölümdeki vakaların değerlendirme kriteri ve tetikleyici olarak savaşın oluşturduğu metruk hissi, işkencelere tanık etmiş bir insan ordusu, acımasızca ruhların yaralanmış olması kuvvetli verilerdir.


B serisinde yer alan vakaların tetikleyici etkilerinin Fanon tam olarak anlayamadıklarını söylüyor. Lakin temelden her şeyi sarsan bir soykırım niteliğinde sömürge savaşı var. Bunun nedeni açıkça savaşın her farklı insanda uyandırdığı yıkım olduğunu anlayabiliyoruz. Öyle ki daha önce görülmemiş psikiyatrik vakalara ve patolojilerine rastlanıyor. Bu vakalar aylarca süren üstünden çok zaman geçse de hala kişide geriye gözle görünür bir yıkımın olacağını söyler.[14]


I. Vaka Avrupalı arkadaşını öldüren Cezayirli iki çocuk:

Çocuklar 13 ve 14 yaşlarındalar. Sorgulamaya göre Avrupalı arkadaşının yaptığı herhangi bir şey olmamasına rağmen bıçakla öldürmüşler. Ayrı ayrı sorguda konuşulan bu çocukların dedikleri noktalar dikkat çekici. 13 yaşındaki çocuk; Yetişkinleri öldüremeyiz, ama onun gibileri öldürebiliriz, çünkü bizimle aynı yaştaydı cümlesine kurmuş sorguda “neden öldürmek istediniz, o sizin oyun arkadaşınız değil miydi?” sorusuna ise şu şekilde yanıt vermiş; "Peki neden bizi öldürmek istiyorlar? Babası milis gücünde ve hepimizin boğazının kesilmesi gerektiğini söylüyor." 14 yaşındaki çocuk hakkında diğer çocuktan daha büyük gibi davranış biçimi, konuşması olduğunu söylüyor. Sorguda alınan cevaplardan bazıları ise; kırk erkeğin yakılarak öldürüldüğü ‘Rivet Olayı’nda ailesinden 2 kişinin öldürüldüğünü ve Fransızların herkesi teker teker öldüreceğine dair yemin ettiklerine şahit olmuş çocuk bunlara anlattıktan sonra şöyle bir soru yöneltir; “Orada öldürülen Cezayirliler için tek bir Fransız yakalandı mı? Kimse yakalanmadı. Dağlara çıkmak istedim, ama çok gencim. Bu yüzden düşündük ki bir Avrupalı öldürelim."[15]


Kendi ırkının zulmüne ve işkencesine şahit olan çocuklar onu yapanlara karşı bir öç alma içgüdüsü geliştirerek bu şekilde bir eyleme başvurduğunu görüyoruz. Çocukların biri yakılarak ailesinin öldüğüne ve bir gün herkesi öldüreceklerine dair yeminlere şahit oluyor bir diğeri de aslında tüm Cezayirlilerin boğazlarının kesilerek öldürülmesi gerektiğini duyuyor. Muhtemelen bu sözleri duyan başka çocuklarda vardır ama bu çocukların psikolojileri ve karakterleri bu cinayeti işlemelerine sebep olduğunu görüyoruz.


2.Vaka: On yaş altı Cezayirli çocukların karışık davranışsal ve duygusal özellikte uyum bozuklukları:

Bu grup Fransızların öldürdüğü Cezayirli özgürlük savaşçıları ve sivillerin göçmen çocuklarından oluşuyor. Bu çocuklarda gözlemlenen veriler aktarılacaktır. Çocukların anne ve babalarından ayrılmalarından kaynaklı derinden bir sevgi ihtiyacı, huzur ve şefkat arayışında oldukları, anne ve baba kavramları hakkında her şeye karşı çok dikkatli, istekli oldukları görülmüştür. Küçük bir azarlamadan etkilenmeleri, altının ıslatma, kalem kemirme, uykusuzluk çekme, birbirleri ile çok sık kavga etmeleri gibi farklı semptomlar çocuklarda ek olarak gözlemlenmiştir.[16]


Bağlanma içgüdüsü nedeni ile aranan sevgi ve sığınmayı birinci kişilerden yani aileden göremeyince ya da ailesi olmayınca bir boşlukta olan bu çocuklar şefkat, huzur arayışına girmektedirler. Savaş etkisi ve savaş sonrası korku ve işkence görüntülerine maruz kaldıklarında bağlanacağı ve sığınabileceği bir kişi olmadığı için kavgacı, şefkat arayışında, altına ıslatma gibi farklı semptomlar gözleniyor.


3.Vaka: Mülteciler arasında doğum sonrası psikozları:

Fas ve Tunus sınırların 300 bin kadar bir mülteci grubun içinde olan Doğum sonrası kadınlarda görülen bir psikoz vardır. Nedenleri karmaşık olmak ile beraber büyük bir fobi olduğu gözlemleniyor. Avlama ve izleme hakkını kullanan Fransızlar sık sık baskınlar yaparak bölgeye bomba atıyorlardı. Bölgede yaklaşık 300 bin kişiden oluşan bir mülteci grubu var. Ve bu grupta ailesinde n kayıp vermiş kişiler, onlarca çocuk, hamile kadınlar gibi çeşitli yaş aralıklarından insanlar var. Savaş sonrası kendi toprakların mülteci konumun da olmak ile beraber psikolojisi çok sayıda bozuk farklı evreler olan vaka tipleri mevcuttur. Bu tür koşullarda doğum yapıp zihinsel rahatsızlığı olmayan çok az Cezayirli kadın vardır. Doğum sonrası görülen psikozun çeşitli semptomları vardır. Bunlardan bazıları hezeyan bozuklukları, depresyon sonrası intihar girişimi, aşırı heyecan hali, anksiyete semptomları, bebekleri öldürme teşebbüsünde bulunan Fransızlara karşı saldırganlık gözlenir.


Burada Fanon’un bu hastalara tıbbi bir biçimde yaklaşım olarak yatıştırıcı ilaçlar ile ya da semptomların tersi ile çözülmeyeceğini söyler. Hasta iyileşme sürecinden sonrasında bile durum istikrarsız olduğu için iyileşmeden önce yaşadığı komplikasyonları korur ve geliştirir.[17] Çocuğu koruma iç güdüsünde dolayı ağır bir psikoz yaşarlar. Çocuk doğduktan sonra annenin yaşadıklarını çocuğunda yaşamasına karşın bir korku geliştirerek yaşadığı anksiyete, depresyon, aşırı heyecan hallerine neden olabilir.


Mannoni bilinç dışını yansıtan 7 düşü yazar. yorumlayacağız. Sömürge toplumunda Çocuklar ile bir yetişkinin anlattığı kabuslardan bazılarını psikolojik açıdan değerlendirmeye çalışacağız.

13-14 yaşlarında bir erkek çocuk, Razafi’nin rüyası;

“Koşarken “dörtnala kalkmış atlar gibi sesler” çıkaran (Senegalli) askerler onu kovalıyor, 2önlerinde tüfekler gösteriyorlar.’ Özne görünmez olup onlardan kaçıyor. Bir merdivenden çıkıp evin kapısını buluyor…”[18]


Senegalli askerlerin kovalaması sömürge sonrasında meydana gelen bir travmadır. Sonrasında onlardan tamamen kaçması artık bu savaşın bitmesini istemesinden öznenin kaybolduğu ve görünmez olup kaçtığını görüyor. Sığınma ihtiyacı doğuyor ve kendini güvende hissettiği evine kavuşuyor. Bu da artık savaşın son bulup evine gitmek isteğini uyandırıyor.


14 yaşında bir erkek çocuğun, Si’nin rüyası;

“Bahçede dolaşıyor, arkamda bir gölgenin olduğunu hissediyordum. Çevremde yapraklar çarpıyor, bir haydut beni yakalamaya çalışıyormuş (gibi) dökülüyordu. Nereden yürürsem yürüyeyim, gölge beni izliyordu. Derken korkuya kapılıp kaçmaya başladım, ama gölge geniş adımlarla yaklaşıp giysimden yakalamak için koca elini uzattı. Gömleğimin yırtıldığı hissedip bağırdım. Babam çığlığımı duyunca yatağından fırlayıp bana baktı ama koca gölge yok olmuştu. İçimdeki büyük korku uçup gitmişti.”[19]

Sömürge ortamında arkada bir gölgenin varlığı hiçbir zaman rahat hissettirmediği anlamındadır. Bu öldürme, işkence yapabilme korkusunu doğurur. Büyük bir el varlığı onu tuttuğu zaman hiçbir şekilde kaçamayacağını düşündürür.


Raza’nın rüyası;

Özne düşünde okulda Senegallilerin geldiğini duyuyor. ‘bakmak için okulun bahçesinden çıktım.’ Senegalliler gerçekten geliyor. Özne kaçıyor, evin yolunu tutuyor. ‘Ama evimizi de darmadağın etmişler…’[20] Okul, geçmiş hayatımızı simgeler. Askerleri görüp gitmesi savaş ortamını terk etmesi anlamına gelir. Evin dağınık olması savaşın tümü ile hayatını olumsuz etkilediği ve barış ortamı istese de evinin bir harabeye çevrildiğini bilerek evine dönse de bilinçaltında evini eskisi gibi bulamayacağını bilir.


13-14 yaşlarında bir kız çocuğun, Elphine’in rüyası;

“Beni kovalayan siyah bir öküz görüyorum. Peşini bir türlü bırakmıyor. Öküz çok güçlü. Neredeyse beyaz benekli başında çok sivri iki uzun boynuzu var. Eyvah! Ne yapacağım şimdi diyorum kendi kendime. Yol daralıyor, ney yapabilirim? Bir hint kirazı ağacının üstünde yatıyorum. Ne yazık ki! Çalılara düşüyorum. O zaman boynuzlarını bana dayıyor. Bağırsağım dışarı çıkıyor, o da onu yiyor…”[21]


Siyah bir öküz aslında askerleri çağrıştırır. Ve bir öküzü görmek hayatında bir şeyler ile savaştığı anlamına gelir. Yolun daralması bir şey yapamayacağını gösteriyor. Öküzün ona saldırması bu sistemin çok güçlü olduğunu ve ona gücü yetemeyeceği için yenik düştüğünü görür. Fanon siyah deri beyaz maskeler kitabında siyah kadın ve erkeğin beyazlara karşı olan iletişimi ve ilişkisini anlamak için psikanaliz yöntemini dener. Psikanaliz'in asli amacında yaşanan olumsuzlukları düzeltme ve yaşamla tekrar uyum içerisinde yaşamasına yardımcı olmaktır.[22]


Mayotte Capecia isimli zenci bir kadının günlüğünde beyaz bir adam hakkında şu düşünceleri yer alır: “Bir siyah kadının bir beyaz erkeğin gözünde hiçbir zaman saygı ve bağlanmaya değer olmayacağını düşünüyorum.” Burada zenci kadının bilinçaltında olan düşünce; kendine olan öz saygısının ve bir başkasının ona saygı duyacağına karşı olan inancını yitirmesidir. Yine kitapta bir çocuğun yaşadığı ve hissettiği durumdan bahsedelim. Bir çocuk sömürülme olgusunun bilemez ama hissettirdiklerini yaşayabilir. Ailesine bağlı her çocuk gibi yönlendirme ile hayatı şekillenir. Sömürülmeyi içselleştiren sömürge topluluğunda yaşayan bir ailenin her hareketi beyaz olmak için bir adım çabasıdır. Bu düşünce ile eylemlerini şekillendiren ailenin kurbanı olan Jean küçük yaşta Fransa’ya okuması için gönderilir. Sömürge kavramını bilmeyen bu çocuk onun hissetirdikleri ve yalnızlığı ile o toprakta yaşamaya devam eder.Fanon, Jean Veneuse vakasını geçmiş dönük bir yakınma, kendini değersiz bulma, istediği gibi anlaşılamama olarak tanımlamıştır. Ailesi Jean’ın iyiliği için onu Fransa’da yatılı bir okula verir.


Jean şöyle ifade eder; “Yedi yaşımda okul çağında bir çocuk olarak kırın ortasında büyük, iç karartıcı bir liseye verdiler beni… Ama ergenliğin binbir türlü oyunu benim ergenliğimin ne denli acılı olduğunu asla unutturamadı bana. Kişiliğime işlemiş bu özel hüzün, buğu en küçük atılımlarımı bile engelleyen bu toplumsal yaşam korkusu o zamdan kalma… [23] Jean’ın ilerleyen pasajda hissettikleri ise küçükken yalnızlığı öğrenmek zorunda bırakıldığı, sevilmeye değer biri olarak kendini görmediği, her an terk edilebilir olduğunu, küçükken büyük düşünceler ile baş ederek kendi dünyasında büyümeye çalışan bir çocuk olarak tanımlar kendini. Fanon, Jean’ın herkes gibi bir olmak istemesini, o dinginliğe, huzura ermek istediğini düşünür. Ama bu huzuru beyazın izni dahilinde yaşayacağını düşünür. Çünkü o öteki olarak kendini kabul etti. Her an terk edilme duygusu, yalnız kalma, sevilmeme, tanınmama ve değer görmeme gibi karamsar duygular ile baş etmeye çalışan bir çocuktur.[24]


Psikoloji’nin Epigenetiği:

Epigenetik; genlerin ne kadar süre, ne zaman ve nerede çalışacağını belirleyen, DNA’nın diziliminde ve yapısında bir değişim olmadan DNA’da kodlu olan genetik bilginin ortaya çıkmasında oluşan bu mekanizmaya denir.[25] Epigenetik DNA metilasyonu, histon modifikasyonları ve kodlamayan RNA’lar (miRNA, siRNA…) mekanizmaları DNA’yı etkileyerek gen alellerinin ifade edilişini düzenler. Epigenetik sürecinde bu mekanizmalardan daha çok veri elde edilmiş olan DNA metilasyon mekanizmasıdır.[26]


Epigenetik çevresel faktörlere bir primatın adaptasyon sürecine yardımcı olduğu düşünülür. Başka makalelerde epigenetik için daha salt bir anlatım olarak sadece genlerimiz üzerinde birinci ve tek rolü üstlenen DNA değil de başka bir boyutun olduğu epigenetik denilen yeni bir alanında genlerin okunup okunmamasında etken bir rolü olduğunu göstermiştir. Epigenetik alanı hakkında bilgiler daha çok araştırılıp gelişmekte olan bir alandır. Epigenetik değişikler bir genin aktivasyonuna ya da sessizleşmesine neden olurlar, bu ise bir geni aktive edici, mutasyon ya da delesyon gibi genetik bir mekanizmaya benzerdir.


Delesyonda kromozom parçası kopup kaybolur.[27] Mutasyon,bir canlının genomunda DNA-RNA diziliminde meydana gelen kalıcı değişimlerdir.[28] Fakat, epigenetik de değişiklikler baz dizisinde bir değişime neden olmadan ortaya çıkarlar ve çoğu kez geriye dönüşümlüdür.[29] Geri dönüşümlü olabilmesi genlerin tekrar okunması ya da zaten aktif olarak okunan gen lokuslarının okunmaması olarak ifade edilebilir. Epigenetik haricinde meydana gelen gen ve kromozom mutasyonları (delesyon, translokasyon, duplikasyon, inversiyon, ring, izokromozom) genotipte hastalıklara neden olurlar DNA ve RNA dizilimini değiştirirler. Ama epigenetiğin geri dönüşümlü olmasında dolayı farkı olmasını bu şekilde açıklayabiliriz.


Uzun zamandır çalışılan çevresel etkilerle psikiyatrik rahatsızlıklar arasındaki ilişki, sosyoekonomik düzeyden erken istismar yaşantılarına kadar birçok çevresel ajanın ileri yaşlarda şizofreni ve depresyon gibi çeşitli psikopatolojilerin gelişimiyle ilişkili olduğunu göstermektedir.[30] [31] [32] Bu alelerde epigenetik mekanizmaların aktif olduğu zaman farklı genler açılıp kapanır. Bu okunma biçimlerinin nasıl olacağına dair etiyolojik olarak etkenlerden bazıları da bizim bahsetmeye çalıştığımız psikopatolojik nedenlerdir. Kişi stres, korku gibi duyguları yaşayarak hormonların salgılanması normal düzeyden fazla bir artışta oluyorsa bu durum patolojiye dönüşebilir. Bu diyatez stres modeli ile (stres yatkınlık modeli) uyumludur.[33]


Bilim adamlarının bunu düşünme nedenleri stres ile ilişkili süreçte yönetilen genlerde polimorfizm’in (fenotipte çeşitlilik) çevre ile etkileşimi sonucu psikopatolojilere yol açmasıdır. [34] Gen lokuslarında değişim sonucu epigenetik mekanizmalar etkilenir. Bu konuyu gen açısında da ele alarak anlamak bizlere epigenetiğin anlaşılmasında yardımcı olacaktır. Nörotrofin ailesinden büyüme faktörü olan beyin türevli nörotrofik faktör BDNF geninin birincil görevi nöron gelişimin korumaktır.[35]


Depresyon hakkında da diğer nörotrofik faktörlere arasında öne çıkmış bir gendir. Sebebi ise nöronlarda sinaptik plastisitenin kontrolünden sorumlu olduğu için bu plastisitenin bozulması glutamatın azalmasına yol açar böylece depresyona neden olur. Diğer işlevlerinden birkaçı da strese karşı yanıtları, beyinde nöronların plastitesini arttırma yönünde faaliyeti, ve daha bir çok bilişsel faaliyetlerde etkin rolü vardır.[36] rs6265 polimorfizminin neden olduğu V/V genotipi çocukluk travma yaşantılarıyla ile bağlantılı olup travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) belirtileriyle ilgili olduğu gözlemlenmiştir.[37] Mesela travma sonrası stres bozukluğu yaşamış kişilerde anormal bir hassasiyet görülür. bu kişilerin glukokortikoid reseptörüne sahip olduğu görülmüştür.[38] Kortikotropin salıcı hormon bağlanma reseptörü (CRHBP) gibi genler üzerindeki tek nükleotid polimorfizmlerinin yol açtığı yaşamda olumsuz dönemler ile ilişkilidir. Bu durumlar psikopatolojiye neden olur ve dirençliliğe yol açar.


Stres durumdan verilecek tepkiyi merkezi sinir sisteminde hipotalamus-hipofiz-adrenal (HPA) yapısıdır. Bu yapının fonksiyonunu yerine getirememesi takdirde kortizolun döngüsünü bozar ve strese verilen tepkinin sürekli aktif kalmasına neden olur. Bu da kişinin psikopatolojik anlamda çeşitli hastalıklara götürdüğünü gösterir. Bradley ve arkadaşlarının yapmış olduğu deneyde çocuk yaşta istismar edilmiş bir bireyin genlerinde meydana gelen genotipler alellere etki ederek genlerine yansıdıkları rapor edilmiştir. rs7209436 polimorfizmi T aleline rs110402 polimorfizmi A aleline ve üç polimorfizm için TAT haplotipinin düşük düzeyde depresyon belirtileri ile ilişkili olabileceği rapor edilmiştir.[39] [40] Yine çocukluktaki travmatk vakaların yetişkinlik evresinde travma sonrası stres bozukluğu, depresyon gibi hastalıklara yol açtığı görülmüştür.[41] [42] Erken dönemde strese maruz kalan insanların beyin yapısı ve işleyişi şekillendiği için psikopatolojik ve nörolojik olarak da strese maruz kalmayan bireylere göre çok farklı olacaktır.[43] [44]


Beynimiz sürekli gelişmekte ve nöronal dallanmalar ile farklı bağlantılara her an açık olduğu için bu yapısal ve fonksiyonel olarak beyin farklılaşması her yaşta olabilecektir. Çünkü yaşamda karşılaştığımız olumlu veya olumsuz her iç-dış faktörde hipotalamusu, hipofiz adrenal işleyişinin ve otonom sinir sistemi doğum sonrası gelişmeye devam eder ve kişinin hayatında çok önemli bir rolü vardır.[45]



Bu tüm örnekler sonucunda varılan nokta aslında polimorfizimlerin aleller üzerinde etki gösterebileceğini ve olumsuz yaşantıları sonucu meydana gelen psikopatolojik durumların allelerin okunması ile farklılaşabileceğini gösteriyor. Lakin her bireyin genotipi ve bunun allelerde karşılık bulması, genlerde okunan ifadelerin farklılığı gibi birçok genetiksel ve çevresel faktörleri farklı olduğu için bu konuda genellemeye gidilemeyebilir. Psikopatolojik ve epigenetik üzerine yakın markaj değinmeye başlarsak2011 yılında çeşitli pikolojik rahatsızlıklar üzerine yapılmış olan bir çalışmada tek yumurta ikizlerinin epigenetik mekanizmlarında ki fenotipe yansıması farklılık göstermiştir.[46] [47] [48] Gen ve çevre etkileşimin epigenetik mekanizmalara var olan bir etkisi gözlemlenmiştir.[49]


Şekil 1:Gunnar ve Quevedo, 2007; Zannas ve ark. 2016makale bölümünün şematize edilmiş şekli.[50] [51]


Gen ve çevre etkileşiminde epigenetik mekanizmalardan bilgisi diğerlerine göre daha fazla olan DNA metilasyon ile ele alındığında bulguların bireyin yaşantısında en küçük psikopatolojik bir reaksiyonu ile epigenetik mekanizmasının ilişkili olduğu görülmüştür.[52] [53] Bu da bilimi bu konu hakkında detaylı bir araştırmaya sevk etmiştir. Bunlardan biri doğum öncesi dönemde bu mekanizmaların işlevi. Doğum öncesi hamilelik sürecinde görülen kaygı, stres gibi olumsuz çevresel ve psikolojik etmenler yaşayan bir annenin doğum sonrası göbek bağında kök hücreden bir örnek alınır. bebekte hipotalamus-hipofiz- adrenal yapısının düzenlenmesinde çok etkili olan glukokortikoid reseptör geninde (NR3C1) yüksek DNA metilasyonu olduğu görülmüştür.[54] [55] [56]


Doğum öncesi yine hamilelik dönemin fiziksel şiddete maruz kalan annenin doğan bebeği 10-19 yıl arası belli periyotlarda takip edilip incelemeye alınmıştır. DNA metilasyon düzeyi ile glukokortikoid reseptör geninde (NR3C1) bir bağlantı olduğu gözlemlenmiştir.[57] Bu doğum öncesi yapılan deneylere karşılık yetişkinlikte de bireyin yaşadığı anormal stres düzeyleri, travmatik olaylarında doğum öncesi kan örneklerinde görülen dna metilasyon şekillerine benzer olduğu görülmüştür. Deneysel bir çalışmada ise yetişkinlerin stresli yaşamlarında DNA metilasyon düzeyinin ilişkisi tespit edilmeye çalışılmıştır. hipotalamus-hipofiz- adrenal yapısı ile ilişkili olan oksitosin reseptörünün (OXTR) mekanizma ile ilişkisine bakılarak DNA metilasyon düzeyi stresli anda artışa geçmiş ve bir buçuk saat sürenin ardından tekrar azalmıştır.[58] Bu şekilde deneyi yapılan birçok çalışma vardır. Çevre etkileşimin dna metilasyonu arttırması ve kapalı olan bir genin artık okunması gibi ayırt edilebilir farklar bizlere gen ve çevre etkileşimin yadsınamayacak kadar ilişkili olduğunu gösteriyor. Stresin sürekli uğradığı bir bedende ve artık sık başvurulan davranış biçimlerinde biri olduğu bireyde yaşanan bu reaksiyonun bir patolojiye dönüşmesi kaçınılmazdır. Bunun epigenetik mekanizmalar ile açıklanması konuyu daha anlaşılır kılabilir.


Sonuç

Yıllar öncesinde olan kolonyalizmin savaş, işkence kısmı yoğun olarak günümüzde bu şekilde olmasa da beyaz adamın ırkçı söylemleri devam ediyor şiddet ve evrensel bir kabul ile sonuçlandığı görmekteyiz. Fanon’un burada etkin rolünün her zaman haksızlığa ve kabul görülmüş düşüncelerin peşinden gitmeyen biri olduğunu görüyoruz. Makalede yer verdiğimiz gibi kolonyalizmin getirdiği madden ve ruhen her türlü sömürge çeşidi ve bunların psikopatolojik açısında tedavi ve teşhisini bile Avrupalı yaptığı için kendini Afrika’ya ait her konuda yanlış veya doğru hükmünün tek yetkilisi olarak görür. Fanon’u farklı kılan mesleği gereği alanında tıkalı kalmayıp bakışını farklı yerlere çevirmesidir. Fanon bu bağlamda büyük yankılar uyandırmış bir devrimcidir. Cezayir savaşından sonra Tunus bölgesinde olan bu hastanede yaptığı yenilikler ile de önce hastalarına sonra dönemine, ileri nesillere yeni ufuklar açmış ve hala açmaktadır.


Sömürge, işkence ve savaş dönemi sonrasında tamamen yorulmuş ve kendi topraklarında mülteci konumuna düşmüş insanların psikolojisi ele almaktadır. Bu oldukça çözülenmesi ve tedavisi de bir hayli zor bir durum olarak belirir. Fanon kuruluşunda bizzat yanında olan başhekim olarak çalıştığı hastanede Avrupalı hastalar için sosyal terapi uygulamasını deneyerek tedavide etkili olduğunu gördü. Ama Müslümanlar için aynı etkiyi alamayınca farklı yollara başvurdu. Bir mağrip kahvehanesi kurarak Müslümanları sosyal aktiviteleri için ortam sağlamıştır. Dini bayramları şenlikler ile kutlamıştır. Tunus bölgesinde kurulan az gelişmiş ülkelerde uygulamaya geçen ilk gündüz hastanesi olmuştu.[59] Son olarak vakaların Psikopatolojisinde bilim adamları genetik ve epigenetiğin büyük ölçüde etkili bir faktör olduğunu bulmuşlardır. Epigenetik mekanizmalarla açılan veya kapanan gen lokusları genotip ve fenotipte farklılıkları neden oluyor. Üstelik bunu yaşam boyu devam etmekte olduğu deneyler ile tespit edilmiştir. Psikolojik rahatsızlıkların bazı ilgili genlerin öncülüğünde aktif yahut pasif olduğu genetik anlamda önemli bir araştırma sonucu olmuştur. Irkların farklılığı, yaşadıkları bölgeler, yaşam koşulları, ailesi, kültürü,asimile oluşu, savaş içinde doğup büyümesi veya görmesi, sömürülmesi vb. yaşanılan çevre faktörlerinin bireyde oluşturduğu psikolojisinin genlerdeki değişime sebep olduğu artık bilinmektedir. Psikopatolojik vakalar multidisipliner bir şekilde incelenerek farklı ve kalıcı tedaviler için umut kaynağı olabilir.


Sonnot

1.Yıldırım, M. (2021). Frantz Fanon, Siyah Deri Beyaz Maskeler Üzerine Bir İnceleme . Medya ve Kültür , 1 (2) , 212-217 . Retrieved from https://dergipark.org.tr/tr/pub/medkul/issue/69328/1099260

2.Fanon, F, Siyah Deri Beyaz Maskeler, 2020, Metis Yayıncılık

3.Yıldırım, M. (2021). Frantz Fanon, Siyah Deri Beyaz Maskeler Üzerine Bir İnceleme . Medya ve Kültür , 1 (2) , 212-217 . Retrieved from https://dergipark.org.tr/tr/pub/medkul/issue/69328/1099260

4.Fanon, F, Siyah Deri Beyaz Maskeler, 2020, Metis Yayıncılık, s.24

5.octave mannoni, psychologie de la colonisation, s. 19

6.aime cesaire, discours sur le colonialisme, reclame, 1950. s. 14-15.

7.Fanon, F, Siyah Deri Beyaz Maskeler, 2020, Metis Yayıncılık, s.76

8.Cynthia Cruz, “Tek Kesin Tedavi, Dünyayı Değiştirmek”, çev. Hayrullah Doğan, www.e-skop.com, 1.6.2020.

9.Kemal Sayar.(2002).Sömürgeciliğin karşısında psikiyatr: Frantz Fanon.Yeni Symposium Psikiyatri, Nöroloji ve Davranış Bilimleri Dergisi

10.Fanon, F, Siyah Deri Beyaz Maskeler, 2020, Metis Yayıncılık, s.18

11.Fanon, F, Siyah Deri Beyaz Maskeler, 2020, Metis Yayıncılık,s. 19

12.Fanon, F, Siyah Deri Beyaz Maskeler, 2020, Metis Yayıncılık, s. 11

13.Kemal Sayar.(2002).Sömürgeciliğin karşısında psikiyatr: Frantz Fanon.Yeni Symposium Psikiyatri, Nöroloji ve Davranış Bilimleri Dergisi

14.Fanon, F, Yeryüzünün Lanetlilileri, 1994, Versus Kitap, s. 245-246

15.Fanon, F, Yeryüzünün Lanetlilileri, 1994, Versus Kitap,s.263-264-265

16.Fanon, F, Yeryüzünün Lanetlilileri, 1994, Versus Kitap,s.270

17.Fanon, F, Yeryüzünün Lanetlilileri, 1994, Versus Kitap,s. s.271-272

18. Fanon, F, Siyah Deri Beyaz Maskeler, 2020, Metis Yayıncılık, s. 82

19.Mannoni, a. g. y.(1. Bölüm “düşler”, s. 55-59).

20.Fanon, F, Siyah Deri Beyaz Maskeler, 2020, Metis Yayıncılık, s. 83

21.Fanon, F, Siyah Deri Beyaz Maskeler, 2020, Metis Yayıncılık, s. 82

22.Tuzcuoğlu, N. (1995). PSİKANALİZ KURAMI VE ÖZELLİKLERİ . Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Dergisi , 7 (7) , 275-285 . Retrieved from https://dergipark.org.tr/tr/pub/maruaebd/issue/356/1987

23.R. Maran, a.g.y.,s.227.

24.Fanon, F, Siyah Deri Beyaz Maskeler, 2020, Metis Yayıncılık, s. 64

25.(Karaçay, B. 2009. Kalıtımın yeni boyutu: epigenetik. Bilim ve Teknik Dergisi, 505: 32-37.)

26.Docherty, S., & Mill, J. (2008). Epigenetic mechanisms as mediators of environmental risks for psychiatric disorders. Psychiatry, 7(12), 500-506.

27.Türk Hematoloji Derneği, Genetik Terimler Sözlüğü,2013

28.herder Lexikon der Biologie, 2004: Mutation

29.Yokuş, B. (2013). EPİGENOM ve EPİGENETİK . Dicle Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dergisi , (1) , 5-13 . Retrieved from https://dergipark.org.tr/tr/pub/duvetfd/issue/31342/342248

30.Hackman, D. A., Farah, M. J. ve Meaney, M. J. (2010). Socioeconomic status and the brain: Mechanistic insights from human and animal research. Nature Reviews Neuroscience, 11(9), 651-659.

31.Mann, J. J. ve Currier, D. M. (2010). Stress, genetics and epigenetic effects on the neurobiology of suicidal behavior and depression. European Psychiatry, 25(5), 268- 271.

32.Turecki, G., Ernst, C., Jollant, F., Labonté, B. ve Mechawar, N. (2012). The neurodevelopmental origins of suicidal behavior. Trends in Neurosciences, 35(1), 14-23

33.(Meehl, P. E. (1962). Schizotaxia, schizotypy, schizophrenia. American Psychologist, 17(12), 827-838. )

34. (Ising, M., Depping, A. M., Siebertz, A., Lucae, S., Unschuld, P. G., Kloiber, S., Horstmann, S., Uhr, M., Müller-Myhsok, B. ve Holsboer, F. (2008). Polymorphisms in the FKBP5 gene region modulate recovery from psychosocial stress in healthy controls. European Journal of Neuroscience, 28(2), 389-398.)

35. (Binder DK, Scharfman HE (Eylül 2004). "Brain-derived Neurotrophic Factor". Growth Factors. 22 (3). ss. 123-31. doi:10.1080/08977190410001723308. PMC 2504526 $2. PMID 15518235)

36.Zıvralı Yarar, E. (2021). Psikopatolojilerde gen-çevre etkileşimi: Stresle ilgili genetik ve epigenetik süreçler . Klinik Psikoloji Dergisi , 5 (3) , 275-288 . DOI: 10.5455/kpd.26024438m000044

37.(Jin, M. J., Jeon, H., Hyun, M. H., & Lee, S. H. (2019). Influence of childhood trauma and brain-derived neurotrophic factor Val66Met polymorphism on posttraumatic stress symptoms and cortical thickness. Scientific Reports, 9(1), 1-12.)

38.Yehuda, R., Golier, J. A., Yang, R. K. ve Tischler, L. (2004). Enhanced sensitivity to glucocorticoids in peripheral mononuclear leukocytes in posttraumatic stress disorder. Biological Psychiatry, 55(11), 1110-1116

39..Bradley, R. G., Binder, E. B., Epstein, M. P., Tang, Y., Nair, H. P., Liu, W., Gillespie, C. F., Berg, T., Evces, M., Newport, D. J., Stowe, Z. N., Heim, C. M., Nemeroff, C. B., Schwartz, A., Cubells, J. F. ve Ressler, K. J. (2008). Influence of child abuse on adult depression: Moderation by the corticotropin-releasing hormone receptor gene. Archives of General Psychiatry, 65(2), 190-200.

40.Polanczyk, G., Caspi, A., Williams, B., Price, T. S., Danese, A., Sugden, K., Uher, R., Poulton, R., & Moffitt, T. E. (2009). Protective effect of CRHR1 gene variants on the development of adult depression following childhood maltreatment: Replication and extension. Archives of General Psychiatry, 66(9), 978-985.

41.(Binder, E. B., Bradley, R. G., Liu, W., Epstein, M. P., Deveau, T. C., Mercer, K. B., Tang, Y., Gillespie, C. F., Heim, C. M., Nemeroff, C. B., Schwartz, A. C., Cubells, J. F. ve Ressler, K. J. (2008). Association of FKBP5 polymorphisms and childhood abuse with risk of posttraumatic stress disorder symptoms in adults. Jama, 299(11), 1291-1305.

42.Wang, Q., Shelton, R. C., & Dwivedi, Y. (2018). Interaction between early-life stress and FKBP5 gene variants in major depressive disorder and post-traumatic stress disorder: A systematic review and meta-analysis. Journal of Affective Disorders, 225, 422-428.

43.Chen, Y. ve Baram, T. Z. (2016). Toward understanding how early-life stress reprograms cognitive and emotional brain networks. Neuropsychopharmacology, 41(1), 197- 206.

44.Pechtel, P. ve Pizzagalli, D. A. (2011). Effects of early life stress on cognitive and affective function: An integrated review of human literature. Psychopharmacology, 214(1), 55-70.

45.Lenroot, R. K. ve Giedd, J. N. (2006). Brain development in children and adolescents: Insights from anatomical magnetic resonance imaging. Neuroscience & Biobehavioral Reviews, 30(6), 718-729.

46.Dempster, E. L., Pidsley, R., Schalkwyk, L. C., Owens, S., Georgiades, A., Kane, F., Kalidindi, S., Picchioni, M., Kravariti, E., Toulopoulou, T., Murray, R. M. ve Mill, J. (2011). Disease-associated epigenetic changes in monozygotic twins discordant for schizophrenia and bipolar disorder. Human Molecular Genetics, 20(24), 4786-4796.

47.Nguyen, A., Rauch, T. A., Pfeifer, G. P. ve Hu, V. W. (2010). Global methylation profiling of lymphoblastoid cell lines reveals epigenetic contributions to autism spectrum disorders and a novel autism candidate gene

51.glukokortikoid:Nicolaides NC, Chrousos G, Kino T. Glucocorticoid Receptor. [Updated 2020 Nov 21]. In: Feingold KR, Anawalt B, Blackman MR, et al., editors. Endotext [Internet]. South Dartmouth (MA): MDText.com, Inc.; 2000-. Available from: https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK279171

52.Rosa, A., Picchioni, M. M., Kalidindi, S., Loat, C. S., Knight, J., Toulopoulou, T., Vonk, R., van der Schot, A. C., Nolen, W., Kahn, R. S., McGuffin, P., Murray, R. M. ve Craig, I. W. (2007). Differential methylation of the X‐ chromosome is a possible source of discordance for bipolar disorder female monozygotic twins. American Journal of Medical Genetics Part B: Neuropsychiatric Genetics, 147(4), 459-462.

53.Meaney, M. J. (2010). Epigenetics and the biological definition of gene×environment interactions. Child Development, 81(1), 41-79.

54.Gunnar, M. ve Quevedo, K. (2007). The neurobiology of stress and development. Annual Review of Psychology, 58(1), 145-173.

55.Zannas, A. S., Wiechmann, T., Gassen, N. C. ve Binder, E. B. (2016). Gene–stress–epigenetic regulation of FKBP5: Clinical and translational implications. Neuropsychopharmacology, 41(1), 261-274.

56.Januar, V., Saffery, R. ve Ryan, J. (2015). Epigenetics and depressive disorders: A review of current progress and future directions. International Journal of Epidemiology, 44(4), 1364-1387

57.Klengel, T., Pape, J., Binder, E. B. ve Mehta, D. (2014). The role of DNA methylation in stress-related psychiatric disorders. Neuropharmacology, 80, 115-132.

58.Hompes, T., Izzi, B., Gellens, E., Morreels, M., Fieuws, S., Pexsters, A., Schops, G., Dom, M., Van Bree, R., Freson, K., Verhaeghe, J., Spitz, B., Demyttenaere, K., Glover, V., Van den Bergh, B., Allegaert, K. ve Claes, S. (2013). Investigating the influence of maternal cortisol and emotional state during pregnancy on the DNA methylation status of the glucocorticoid receptor gene (NR3C1) promoter region in cord blood. Journal of Psychiatric Research, 47(7), 880-891.

59.Oberlander, T. F., Weinberg, J., Papsdorf, M., Grunau, R., Misri, S. ve Devlin, A. M. (2008). Prenatal exposure to maternal depression, neonatal methylation of human glucocorticoid receptor gene (NR3C1) and infant cortisol stress responses. Epigenetics, 3(2), 97-106

60.Perroud, N., Paoloni-Giacobino, A., Prada, P., Olié, E., Salzmann, A., Nicastro, R., Guillaume, S., Mouthon, D.,Stouder, C., Dieben, K., Huguelet, P., Courtet, P. ve Malafosse, A. (2011). Increased methylation of glucocorticoid receptor gene (NR3C1) in adults with a history of childhood maltreatment: A link with the severity and type of trauma. Translational Psychiatry, 1(12), e59-e59.

61.Radtke, K. M., Ruf, M., Gunter, H. M., Dohrmann, K., Schauer, M., Meyer, A. ve Elbert, T. (2011). Transgenerational impact of intimate partner violence on methylation in the promoter of the glucocorticoid receptor. Translational Psychiatry, 1(7), e21-e21.

62.Unternaehrer, E., Luers, P., Mill, J., Dempster, E., Meyer, A. H., Staehli, S., Lieb, R., Hellhammer, D. H. veMeinlschmidt, G. (2012). Dynamic changes in DNA methylation of stress-associated genes (OXTR, BDNF) after acute psychosocial stress. Translational Psychiatry, 2(8), e150- e150.

63.Kemal Sayar.(2002).Sömürgeciliğin karşısında psikiyatr: Frantz Fanon.Yeni Symposium Psikiyatri, Nöroloji ve Davranış Bilimleri Dergisi


References [1]Yıldırım, M. (2021). Frantz Fanon, Siyah Deri Beyaz Maskeler Üzerine Bir İnceleme . Medya ve Kültür , 1 (2) , 212-217 . Retrieved from https://dergipark.org.tr/tr/pub/medkul/issue/69328/1099260 [2] Fanon, F, Siyah Deri Beyaz Maskeler, 2020, Metis Yayıncılık [3] Yıldırım, M. (2021). Frantz Fanon, Siyah Deri Beyaz Maskeler Üzerine Bir İnceleme . Medya ve Kültür , 1 (2) , 212-217 . Retrieved from https://dergipark.org.tr/tr/pub/medkul/issue/69328/1099260 [4]Fanon, F, Siyah Deri Beyaz Maskeler, 2020, Metis Yayıncılık, s.24 [5] octave mannoni, psychologie de la colonisation, s. 19 [6]aime cesaire, discours sur le colonialisme, reclame, 1950. s. 14-15. [7] Fanon, F, Siyah Deri Beyaz Maskeler, 2020, Metis Yayıncılık, s.76 [8]Cynthia Cruz, “Tek Kesin Tedavi, Dünyayı Değiştirmek”, çev. Hayrullah Doğan, www.e-skop.com, 1.6.2020. [9] Kemal Sayar.(2002).Sömürgeciliğin karşısında psikiyatr: Frantz Fanon.Yeni Symposium Psikiyatri, Nöroloji ve Davranış Bilimleri Dergisi [10] Fanon, F, Siyah Deri Beyaz Maskeler, 2020, Metis Yayıncılık, s.18 [11]Fanon, F, Siyah Deri Beyaz Maskeler, 2020, Metis Yayıncılık,s. 19 [12] Fanon, F, Siyah Deri Beyaz Maskeler, 2020, Metis Yayıncılık, s. 11 [13] Kemal Sayar.(2002).Sömürgeciliğin karşısında psikiyatr: Frantz Fanon.Yeni Symposium Psikiyatri, Nöroloji ve Davranış Bilimleri Dergisi [14] Fanon, F, Yeryüzünün Lanetlilileri, 1994, Versus Kitap, s. 245-246 [15]Fanon, F, Yeryüzünün Lanetlilileri, 1994, Versus Kitap,s.263-264-265 [16] Fanon, F, Yeryüzünün Lanetlilileri, 1994, Versus Kitap,s.270 [17]Fanon, F, Yeryüzünün Lanetlilileri, 1994, Versus Kitap,s. s.271-272 [18] Fanon, F, Siyah Deri Beyaz Maskeler, 2020, Metis Yayıncılık, s. 82 [19] Mannoni, a. g. y.(1. Bölüm “düşler”, s. 55-59). [20] Fanon, F, Siyah Deri Beyaz Maskeler, 2020, Metis Yayıncılık, s. 83 [21] Fanon, F, Siyah Deri Beyaz Maskeler, 2020, Metis Yayıncılık, s. 82 [22]Tuzcuoğlu, N. (1995). PSİKANALİZ KURAMI VE ÖZELLİKLERİ . Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Dergisi , 7 (7) , 275-285 . Retrieved from https://dergipark.org.tr/tr/pub/maruaebd/issue/356/1987 [23]R. Maran, a.g.y.,s.227. [24] Fanon, F, Siyah Deri Beyaz Maskeler, 2020, Metis Yayıncılık, s. 64 [25] (Karaçay, B. 2009. Kalıtımın yeni boyutu: epigenetik. Bilim ve Teknik Dergisi, 505: 32-37.) [26] Docherty, S., & Mill, J. (2008). Epigenetic mechanisms as mediators of environmental risks for psychiatric disorders. Psychiatry, 7(12), 500-506. [27] Türk Hematoloji Derneği, Genetik Terimler Sözlüğü,2013 [28]herder Lexikon der Biologie, 2004: Mutation [29] Yokuş, B. (2013). EPİGENOM ve EPİGENETİK . Dicle Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dergisi , (1) , 5-13 . Retrieved from https://dergipark.org.tr/tr/pub/duvetfd/issue/31342/342248 [30] Hackman, D. A., Farah, M. J. ve Meaney, M. J. (2010). Socioeconomic status and the brain: Mechanistic insights from human and animal research. Nature Reviews Neuroscience, 11(9), 651-659. [31] Mann, J. J. ve Currier, D. M. (2010). Stress, genetics and epigenetic effects on the neurobiology of suicidal behavior and depression. European Psychiatry, 25(5), 268- 271. [32] Turecki, G., Ernst, C., Jollant, F., Labonté, B. ve Mechawar, N. (2012). The neurodevelopmental origins of suicidal behavior. Trends in Neurosciences, 35(1), 14-23 [33] (Meehl, P. E. (1962). Schizotaxia, schizotypy, schizophrenia. American Psychologist, 17(12), 827-838. ) [34](Ising, M., Depping, A. M., Siebertz, A., Lucae, S., Unschuld, P. G., Kloiber, S., Horstmann, S., Uhr, M., Müller-Myhsok, B. ve Holsboer, F. (2008). Polymorphisms in the FKBP5 gene region modulate recovery from psychosocial stress in healthy controls. European Journal of Neuroscience, 28(2), 389-398.) [35](Binder DK, Scharfman HE (Eylül 2004). "Brain-derived Neurotrophic Factor". Growth Factors. 22 (3). ss. 123-31. doi:10.1080/08977190410001723308. PMC 2504526 $2. PMID 15518235) [36]Zıvralı Yarar, E. (2021). Psikopatolojilerde gen-çevre etkileşimi: Stresle ilgili genetik ve epigenetik süreçler . Klinik Psikoloji Dergisi , 5 (3) , 275-288 . DOI: 10.5455/kpd.26024438m000044 [37](Jin, M. J., Jeon, H., Hyun, M. H., & Lee, S. H. (2019). Influence of childhood trauma and brain-derived neurotrophic factor Val66Met polymorphism on posttraumatic stress symptoms and cortical thickness. Scientific Reports, 9(1), 1-12.) [38] Yehuda, R., Golier, J. A., Yang, R. K. ve Tischler, L. (2004). Enhanced sensitivity to glucocorticoids in peripheral mononuclear leukocytes in posttraumatic stress disorder. Biological Psychiatry, 55(11), 1110-1116 [39] Bradley, R. G., Binder, E. B., Epstein, M. P., Tang, Y., Nair, H. P., Liu, W., Gillespie, C. F., Berg, T., Evces, M., Newport, D. J., Stowe, Z. N., Heim, C. M., Nemeroff, C. B., Schwartz, A., Cubells, J. F. ve Ressler, K. J. (2008). Influence of child abuse on adult depression: Moderation by the corticotropin-releasing hormone receptor gene. Archives of General Psychiatry, 65(2), 190-200. [40] Polanczyk, G., Caspi, A., Williams, B., Price, T. S., Danese, A., Sugden, K., Uher, R., Poulton, R., & Moffitt, T. E. (2009). Protective effect of CRHR1 gene variants on the development of adult depression following childhood maltreatment: Replication and extension. Archives of General Psychiatry, 66(9), 978-985. [41](Binder, E. B., Bradley, R. G., Liu, W., Epstein, M. P., Deveau, T. C., Mercer, K. B., Tang, Y., Gillespie, C. F., Heim, C. M., Nemeroff, C. B., Schwartz, A. C., Cubells, J. F. ve Ressler, K. J. (2008). Association of FKBP5 polymorphisms and childhood abuse with risk of posttraumatic stress disorder symptoms in adults. Jama, 299(11), 1291-1305. [42]Wang, Q., Shelton, R. C., & Dwivedi, Y. (2018). Interaction between early-life stress and FKBP5 gene variants in major depressive disorder and post-traumatic stress disorder: A systematic review and meta-analysis. Journal of Affective Disorders, 225, 422-428. [43]Chen, Y. ve Baram, T. Z. (2016). Toward understanding how early-life stress reprograms cognitive and emotional brain networks. Neuropsychopharmacology, 41(1), 197- 206. [44]Pechtel, P. ve Pizzagalli, D. A. (2011). Effects of early life stress on cognitive and affective function: An integrated review of human literature. Psychopharmacology, 214(1), 55-70. [45]Lenroot, R. K. ve Giedd, J. N. (2006). Brain development in children and adolescents: Insights from anatomical magnetic resonance imaging. Neuroscience & Biobehavioral Reviews, 30(6), 718-729. [46] Dempster, E. L., Pidsley, R., Schalkwyk, L. C., Owens, S., Georgiades, A., Kane, F., Kalidindi, S., Picchioni, M., Kravariti, E., Toulopoulou, T., Murray, R. M. ve Mill, J. (2011). Disease-associated epigenetic changes in monozygotic twins discordant for schizophrenia and bipolar disorder. Human Molecular Genetics, 20(24), 4786-4796. [47]Nguyen, A., Rauch, T. A., Pfeifer, G. P. ve Hu, V. W. (2010). Global methylation profiling of lymphoblastoid cell lines reveals epigenetic contributions to autism spectrum disorders and a novel autism candidate gene, RORA, whose protein product is reduced in autistic brain. The FASEB Journal, 24(8), 3036-3051 [48]Rosa, A., Picchioni, M. M., Kalidindi, S., Loat, C. S., Knight, J., Toulopoulou, T., Vonk, R., van der Schot, A. C., Nolen, W., Kahn, R. S., McGuffin, P., Murray, R. M. ve Craig, I. W. (2007). Differential methylation of the X‐ chromosome is a possible source of discordance for bipolar disorder female monozygotic twins. American Journal of Medical Genetics Part B: Neuropsychiatric Genetics, 147(4), 459-462. [49]Meaney, M. J. (2010). Epigenetics and the biological definition of gene×environment interactions. Child Development, 81(1), 41-79. [50]Gunnar, M. ve Quevedo, K. (2007). The neurobiology of stress and development. Annual Review of Psychology, 58(1), 145-173. [51]Zannas, A. S., Wiechmann, T., Gassen, N. C. ve Binder, E. B. (2016). Gene–stress–epigenetic regulation of FKBP5: Clinical and translational implications. Neuropsychopharmacology, 41(1), 261-274. [52]Januar, V., Saffery, R. ve Ryan, J. (2015). Epigenetics and depressive disorders: A review of current progress and future directions. International Journal of Epidemiology, 44(4), 1364-1387 [53]Klengel, T., Pape, J., Binder, E. B. ve Mehta, D. (2014). The role of DNA methylation in stress-related psychiatric disorders. Neuropharmacology, 80, 115-132. [54]Hompes, T., Izzi, B., Gellens, E., Morreels, M., Fieuws, S., Pexsters, A., Schops, G., Dom, M., Van Bree, R., Freson, K., Verhaeghe, J., Spitz, B., Demyttenaere, K., Glover, V., Van den Bergh, B., Allegaert, K. ve Claes, S. (2013). Investigating the influence of maternal cortisol and emotional state during pregnancy on the DNA methylation status of the glucocorticoid receptor gene (NR3C1) promoter region in cord blood. Journal of Psychiatric Research, 47(7), 880-891. [55]Oberlander, T. F., Weinberg, J., Papsdorf, M., Grunau, R., Misri, S. ve Devlin, A. M. (2008). Prenatal exposure to maternal depression, neonatal methylation of human glucocorticoid receptor gene (NR3C1) and infant cortisol stress responses. Epigenetics, 3(2), 97-106 [56]Perroud, N., Paoloni-Giacobino, A., Prada, P., Olié, E., Salzmann, A., Nicastro, R., Guillaume, S., Mouthon, D.,Stouder, C., Dieben, K., Huguelet, P., Courtet, P. ve Malafosse, A. (2011). Increased methylation of glucocorticoid receptor gene (NR3C1) in adults with a history of childhood maltreatment: A link with the severity and type of trauma. Translational Psychiatry, 1(12), e59-e59. [57]Radtke, K. M., Ruf, M., Gunter, H. M., Dohrmann, K., Schauer, M., Meyer, A. ve Elbert, T. (2011). Transgenerational impact of intimate partner violence on methylation in the promoter of the glucocorticoid receptor. Translational Psychiatry, 1(7), e21-e21. [58]Unternaehrer, E., Luers, P., Mill, J., Dempster, E., Meyer, A. H., Staehli, S., Lieb, R., Hellhammer, D. H. veMeinlschmidt, G. (2012). Dynamic changes in DNA methylation of stress-associated genes (OXTR, BDNF) after acute psychosocial stress. Translational Psychiatry, 2(8), e150- e150. [59] Kemal Sayar.(2002).Sömürgeciliğin karşısında psikiyatr: Frantz Fanon.Yeni Symposium Psikiyatri, Nöroloji ve Davranış Bilimleri Dergisi

71 görüntüleme

Kommentare


bottom of page