• Moussa Hissein Moussa

Bülten | Bağımsızlıklardan Günümüze Afrika'daki Askeri Darbelerin Normatif ve Dönemsel Analizi

Genel bir bakış


Bir devletin anayasasına karşı yapılan büyük çaplı bir eylem olarak tanımlanabilen “darbe” kavramı, “rejim değişikliğine neden olan anayasaya aykırı müdahale” olarak da ifade edilmektedir. Darbenin askeri ve sil olmak üzere iki türü bulunmaktadır. Rejim değişikliğine neden olan anayasaya aykırı askeri müdahaleleri “askeri darbe” olarak tanımlanabilirken, bir rejime karşı anayasaya aykırı veya doğrudan anayasaya aykırı herhangi bir sivil müdahaleye “sivil darbe” olarak adlandırılmaktadır. Belirtilmeli gerekir ki darbe, rejim değişikliğine amaçlanan bir eylemden ibaret değildir. Darbe aynı zamanda iktidarda olan bir rejim tarafından iktidarını sürdürmek veya güçlendirmek için yapılan anayasaya aykırı girişimleri de kapsamaktadır. Örneğin; bir devlet başkanının yasama ya da yargı organını usulsüzce feshedilmesi ya da yetkilerini ele geçirmesidir. Bu analiz spesifik olarak rejim değişikliğine neden olan anayasaya aykırı askeri müdahale yahut kısaca askeri darbe üzerinde olacaktır.



Afrika, küreselleşmenin neden olduğu siyasi ve sosyal istikrarsızlıktan özellikle şiddetli bir şekilde etkilenmektedir. Nitekim, halihazırda kırılgan olan genç devletler, çok uluslu şirketlerin egemenliğinin ve toplumların yapısal uyum politikalarının etkisiyle altüst olmasının tamamladığı titrek bir egemenliği miras almıştır. Böylece, kamu gücü, yararlanmaya çalışılan bir kurgu haline gelmiştir. Darbe ise, iktidarın doğal bir ulaşım yolu olmuştur. 1950’lı yıllardan günümüze (2022) kadar Afrika’da olan askeri darbeleri en güzel şekilde normatif bir analiz ile değerlendirilir. Dolayısıyla bu analiz, “dönem bakımından askeri darbeler” ve “kapsam bakımından kapsamından darbeler” olmak üzere iki çerçevede ele alınacaktır.


Bağımsızlıktan bu yana askeri darbeler kıtanın gündemini meşgul etmiştir. Yapılan araştırmalara göre, 1950’lerden bu yana Afrika’da 200’den fazla darbe girişimi yapıldığını ve bunların yaklaşık yarısı başarılı olduğu kaydedilmiştir. Bu darbeleri iki dönemde değerlendirmek mümkündür. Bunlar: 1950’lı yıllardan 2000’li yılların başına kadarki dönem ve 2000’li yıllardan bugüne kadarki dönem.


1950’lilerden 2000 yılına kadar Afrika’daki Askeri Darbeler


Afrika’da 1960 ile 2000 yılları arasında toplam olarak 82 darbe yapıldığı kaydedilmiştir. Bu dönemde birçok Afrika ülkesini karakterize eden istikrarsızlığa, yolsuzluğa, insan hakları ihlallerine, cezasızlık ve yoksulluğa katkıda bulunarak kıta için yıkıcı olmuştur. Bununla beraber kalkınma ve toplum refahı yönünde atılan zeminleri baltalamıştır. Darbeler salgın şeklinde yayılmış olması ve devletlerin birbiriyle çeşitli bağlarla bağlı olmaları için sadece darbenin yapıldığı ülkeleri değil komşu ülkeleri de etkilemektedir. Bunun yanı sıra, Başarılı bir darbe hem söz konusu o ülkede hem de komşularında bir darbelerin olasılığını büyük ölçüde artırır.


Erken dönemdeki darbelerin en önemi özelliği, liderlere karşı yapılmış olması ve büyük ölçüde dış güçler tarafından desteklenmesi ya da organize edilmesidir. Bir diğer özelliği ise planlı yani yapılmadan önce biliniyor olmasıdır. Bu, çoğu Frankofon devletlerde görülmüştür. Örneğin Togo’da Sylvanus Olympio’yu, Nijer’de Hamani Diori’yi, Çad’da Ngarta Tombalbaye ve Hissein Habré’yi, Mali’de Modibo Keita’yı ve Burkina Faso’da Thomas Sankara’yı deviren darbeler hepsi öngörülüyordu. Bununla beraber söz bu liderlerin hepsi ya yeni ideoloji girişiminde ya da yeni müttefik (çoğunlukla Rusya ve ABD) bulunduğu için darbelere maruz kalmıştır. Bu darbeler, iki girişimin sonucudur. O dönemde hâlihazırda memnun olmayan veya daha yüksek makamlara vaat edilen yerliler ile söz konusu o devletteki yabancı devletlerin menfaatlerini korumak isteyen yabancı devletlerin bir araya gelmesiyle olur.


Sonuç olarak erken dönemdeki askeri darbeler, iç etkenlerden ziyade daha çok dış etkenlere bağlıdır. Bir devlet olarak güçlü ittifaklar kurarak varlıklarını etkili bir şekilde sürdürmek isteyen Afrika devletlerinin kurucu liderleri, eski sömürgeci güçlerden feraget etme girişimi kolay olmamıştır. Bu girişimin sonucunda kıtayı büyük bir darbe dönemine sokmuştur. O dönemdeki liderlerin çok partili sistem, şeffaf seçimler ve ifade özgürlüğü olarak bilinen demokratik değerleri taşımıyor olsa dahi, kendi düşüncelerince ülkelerini kalkındırıp geliştirmesi için büyük girişimlerde bulunduğu şüphesizdir. Bunların arasında yer alan Kwame Nkrumah, “neden çok partili sitemi benimsemiyorsun” diye sorulduğunda, bu sistemin ülke için yararlı olmaktan ziyade vatanseverliği azalttığını söylemiştir. Onun için bir ülkenin vatandaşları (özellikle bağımsızlığını yeni kazanan Afrika devletleri için) ancak aynı siyasi düşünce altında toplandıklarında gerçek anlamda ülkelerine hizmet edebilmektedir. Öbür türlü hizmet, ülkenin menfaati için partilerin ve kişilerin menfaatine olacaktır.


2000’li yılların başından günümüze kadarki dönemde Afrika


Son iki yılda Mali (iki kez), Çad, Gine, Sudan, Burkina Faso, Tunus ve tartışmalı olarak Cezayir ve Burundi’de darbeler gerçekleşti ve bu ülkelerin çoğu demokratik geçişin ortasındaydı. Bu darbe türünün izini birkaç yıl önce Mısır ve Zimbabve’deki darbelere kadar takip etmek mümkündür. Bu, Afrika ülkelerinin neredeyse %20’sinin 2013’ten bu yana darbelere maruz kaldığı anlamına geliyor. Kıta bu nedenle kötü askeri yönetimin kötü dönemine geri dönme riskiyle karşı karşıya kaldığı ile hatırlanan bir dönemdir.



Son dönem darbesinin önemli özelliklerinin arasında çok anına ve öngörülmez olmamasıdır. Bununla birlikte çoğunlukla halk tarafından coşkuyla karşılanmıştır. Bunlar birinci dönemdeki darbelerden farklı olarak daha çok iç etkenlerden kaynaklanmaktadır. Özellikle güvensizlik, kötü yönetişim ve yolsuzluğun nedeni olan bu darbeler, tam anlamıyla öz iradesi, elde etmeye çalışan halkların/gençlerin girişiminde başlamıştır. Bu durum Sudan, Burkina ve Gine devletlerinde görülmüştür. İkinci dönem darbelerin birinciden ayıran en büyük özellik ise tamamen iç motivativasyonlarla ve yine içten planlanmış olmasıdır.


Afrika’da son dönemde salgın şeklinde yayılan darbelerin tesadüf olmaktan çok uzaktır. Genel olarak Afrika'da ve özellikle Batı Afrika'da on beş yıldır yaşanan darbeler arasında güçlü bir bağ bulunmaktadır. Her Batı Afrika devletinin varlığı ve işleyişi, doğrudan komşu devletlerin hesaplamalarına bağlıdır: Fildişi Sahili'ndeki istikrarsızlığın özellikle denize kıyısı olmayan ülkeler (Mali, Burkina) için büyük bir bölgesel yansımaya yol açabilirken, büyük işçi göçleri (Örneğin Fildişi Sahili'ndeki Burkina Fasolular), siyasi müdahale (Orta Afrika krizinde Çad; Çad iç savaşında Sudan), Nijerya’da güvenlik tehdidinin (Boko haram) Kamerun, Nijer ve Çad’a yansıması olabilmektedir. Bütün bu bölgede yalnızca bir ve aynı engin fenomendir. Aslında bu fenomen, bir yandan daha önce uzun yıllardır iktidarda kalmak için devletin ve halkın menfaatlerini ikinci planda tutan liderlerin rejimlerine son verirken öte yandan statükodan memnun olmayan kesimlerin iktidarı ele geçirmelerine ve kimi zaman Militokrat rejimlere yol açmaktadır.


Ancak sonuç olarak özellikle 2019 yılından bu yana Sudan, Mali, Çad, Gine ve Burkina Faso’da meydana gelen askeri darbeler, halkların istekleri doğrultusunda olmuştur. Dolayısıyla, bu darbeler 3 ana neden üzerinde yatmaktadır: Güvensizlik ortamı; kötü yönetişim, dışa bağımlılık.


Birincisi; son iki yıldaki darbeler, bölgenin güvenlik bağlamında önemli bir bozulma yaşadığı bir dönemle gerçekleşmektedir. Kuzey Mali’de cihatçı gruplar son yıllarda merkeze doğru, “üç sınır” bölgesinde (Mali, Burkina Faso, Nijer) varlıklarını genişleterek kurumların sembollerine ve sivillere yönelik saldırıları artırmıştır. Durumun bu şekilde kötüleşmesi, devletleri önemli ölçüde zayıflatmış ve özellikle adalet ve halkın korunması açısından idarenin bariz eksikliklerini ortaya çıkarmıştır. Burkina Faso’da olduğu gibi Mali’de de darbelere yol açan siyasi krizler büyük ölçüde güvenlik sorunundan kaynaklanmaktadır.


İkinci olarak; nüfusun liderlerine karşı bir diğer büyük şikâyeti, zayıf yönetişimdir. Mali’de sonuçları tartışmalı olan yasama seçimleri ve beraberinde bütün hile ve ticari sözleşmeleri yakın akrabalarını vermekle Başkan İbrahim Boubacar Keita’nın düşmesine yol açmıştır.


Gine’de, muhaliflerini hapse atan ve orduyu boyunduruk altına alan Alpha Condé'nin otoriterliği, halkta bir kez daha, askerlerin harekete geçmesine izin veren güçlü bir öfke uyandırmıştır. Son olarak, Burkina Faso’da, geçen Kasım 2021’de teröristler tarafından katledilen Inata’nın jandarma müfrezesine sağlanan bariz ekipman ve hatta erzak eksikliği, cumhurbaşkanının imajını önemli ölçüde zedeledi ve askerlerin ona karşı düşmanlığını daha da pekiştirmiştir. Güvenlik sorunları ve liderlerin dürüst olmamaları darbeler için verimli bir zemin oluşturuyor. “Darbeciler bunun çok iyi farkındalar ve bu soruları kendilerini halk nezdinde meşrulaştırmak için kullanıyorlar.


Askeri darbeler, bir yanda kıtanın kötü yönetişim, liderlerin iktidarı kişiselleştirme, yolsuzluk ve sosyal adaletsiz gibi önemli sorunları ortadan kaldırabileceği ölçüde olumlu olarak değerlendirilebiliyorken, kıtayı bir militokrasi döngüsüne sokabilme ihtimali göz önünde bulundurulduğunda olumsuz olarak değerlendirilebilir.

0 görüntüleme