• AKEM

Bülten | Afrika'nın Verimli Arazilerini Kapışma Yarışı: Boşa Uğraşı, Prof. Dr. Ahmet Kavas

Güncelleme tarihi: 18 Nis

Açlık ve yoksulluk deyince akla hep Afrika gelsin istendi. Aynen kölelik denince, hatta sömürgecilik kelimeleri de hemen bu kıtayı çağrıştırır. Bir anlamda tüm olumsuzlukların da adıdır bu koskoca coğrafya. Darbeler, eğitimsizlik, medeniyetten uzaklık, sağlık şartlarının yetersizliği, rüşvet, yolsuzluk. Neden bu kadar istenmeyen ne varsa üzerlerine yapışmış da bir türlü çıkmıyor? Gerçekten doğruluk payı nedir anlatılanların, söylenenlerin, gösterenlerin, yazanların, çizenlerin? Haydi kalemler yazdı, diller söyledi, ya kameralar da yalan kaydediyor? Başka bir bakış açısıyla acaba 54 ülkenin hiç mi artıları, değerleri, tarihleri, zenginlikleri ne seviyededir, bunları biliyor, duyuyor, okuyor ya da seyrediyor muyuz? Tabii ki Afrika’da da dünyanın her yerinde olduğu gibi artılar ve eksiler var. Burada önemli olan zihinlerde yerleşmesi istenen algıların aynı zamanda kalıcılığıdır. Her şeyden önce Afrika isimlendirmesi binlerce yıl geriye gidebilir. Kıtanın tamamına isim olması ise beş asırdan öteye gitmez. Afrikalı dendiğinde Tunus ve çevresi dışında ne Cezayirli, ne Libyalı ne de Faslı anlaşılır, Mısırlı hiç akla gelmezdi. Sahraaltında yaşayanlara hiç denmezdi. Herkesin geçmişi hakkında çok az bilgi sahibi bulunduğumuz nice topluluklar, kavimler, bölgeler vardı. Maveraünnehir’i hep öğrendik, ama Maveraüssahra’yı hiç duymadık. Acaba neler vardı Biladü’l-Mağrib’de Biladü’s-Sudan’da, Biladü’ş-Şınkıt’ta, Biladü’l-Habeş’te, Biladü’z-Zenc’te. Aslında bilen birilerine göre tarihin bütün çağlarında “eldorado” idi birçok bölgesi.



Niyetler başkaydı, amaç Afrika’ya kurban olmak yerine burayı kendi menfaatleri için pay etmekti. İstisnası İslamiyetle birlikte Müslüman Araplar Mağrip dedikleri bu coğrafyanın kuzeyine akınlar düzenlerken tek dertleri Allah’ın kelamını buralarda da yüceltmekti. Bunu hakkıyla uyguladılar. Nice zorlukları aşıp Avrupa’ya geçtiler, Büyük Sahra Çölünü aştılar. Ama heyecanları çok sürmedi. Bayrağı Mısır’da İslamlaşan Kıptîler, Kuzey Afrika’da Berberiler, Sahra ve altında kalan bölgelerin kavimleri aldılar. Güneybatı Avrupa kıyılarından itibaren insanlık tarihinin benzerine çok az rastlanan medeniyetlerinden Endülüs’ü yerlileri ile kolkola vererek birlikte inşa edip asırlarca parlattılar. Ne var ki her canlı ölür misali bu yükselişin çok acı bir de inişini yaşadılar. İmdatlarına Kıpçak, Memlûk, Osmanlı ve isimleri değişse de tabiatları değişmeyen Türkler yetişti. Endülüs gitse Mağrip ve Sahraaltı kavimleri bir üç yüzyıl daha rahat ettiler.


Ta ki 19. yüzyıl gibi dünyanın geçmişinde aydınlanmış ne varsa en acımasız silahlarla söndürenler yüzünden sömürgecilik belası Afrikalıların da yakalarına yapıştı. 20. yüzyıl büyük acılarla geçti. Fakat doymak bilmeyen güçler 21. yüzyılda da bu muazzam kıtayı bırakmaya hiç niyetleri yoktu. Gözler çoktan madenlere dikilmiş, insan kaynakları zayıflatılmış, dünyanın farklı coğrafyalarıyla bağları koparılmış Afrika’nın sahip bulunduğu değerleri nihayete erecek gibi değildi O halde onun algısını yerlerde süründürmeye devam etmeli ve neyi var neyi yok alıp götürmeliydi. Ya da yerinde kalanlara da hükmedilmeliydi. Günümüze kadar hiç ekilmemiş arazilerin %60’dan fazlası bu coğrafyada bulunuyordu. İşte bu safhada Avrupalı, Amerikalı ve Asyalı yatırımcılar ya kira ya da satın alarak bunları ele geçireceklerdi. Nitekim bu süreç 2000’li yılların başında büyük bir iştahla başlatıldı.


Fransızların “accaparamment”, İngilizlerin “grapping”, Portekizcesi “grilagem”, Almancası “landraub”, Arapça’da “istila” olan ve Türkçe’de “kapma/kapışma” diye tercüme edebileceğimiz bu kelime 21. yüzyıl Afrikasının başını çok ağrıtacak. Şimdiden bu süreç maalesef dolu dizgin başladı. Devletleri önümüzdeki en fazla 10, 15 sene sonra gıda krizi saracak. İçlerinde buna özel depolar kurarak hazırlık yapanlar olduğuna dair haberler var. Çin ve Hindistan çoktan Afrika ülkelerine tebelleş oldular. Ortadoğu’da Araplar adeta servet ödüyorlar gelecekte bu sıkıntıları göğüsleyebilmek için. İngiltere, Fransa, Almanya, Kanada, Japonya ve Güney Kore adeta aynı şekilde illa da Afrikalılara siz ekemezsiniz biz bu toprakları sizlere ektirip biçtirip değerlendireceğiz, karşılığında da cüzî miktarda da ödeme yaparız diyorlar. Türkiye dışında Afrikalılara size tarım öğretelim, topraklarınızı siz değerlendirin, üretin, hem siz hem de dünya tüketsin diyen başka bir ülke yok.



Dünyada zirai amaçla hala üretilen toprakların çoğu artık üzerlerine atılan gübrelerle iyice verimsiz hale geldiler. Bir de asırlardır ekilen yerler artık ürün vermez hale geldi. Afrika topraklarına gelince hiç kullanmadıkları için sadece ıslah süreçleri var. Onun dışında kendi tabii hallerinde üzerlerine düşen nice yabani otların tohumları yağmur mevsimlerinde adeta yemyeşil okyanuslara dönüşüyorlar.


Yeryüzünün ekilebilir arazileri yaklaşık 4 milyar hektar olarak hesap ediliyor. 2000’li yılların başında Afrika’da toprak kapışma adeta bir yarışa dönüştü. Rekabet öylesine kızıştı ki ülkelerdeki siyasi iç karışıklıklar, adı sanı duyulmayan terör örgütleri her tarafta mantar gibi türediler. Sömürgecilik sonrası bağımsızlıklarını elde eden ülkeleri sosyalist, komünist, maocu, Leninist ve daha nice örgütle meşgul edip yeni idarelerin ellerini ayaklarını bağlamışlardı. Bunların üzerinden hoşlarına gitmeyen yönetimleri askeri darbe oldu gibi gerçekleri gizleyen bilgilerle deviren çok uluslu şirketler menfaatlerini sürdürdüler. Kıtanın verimli arazilerine göz dikenler bu defa iki işi birden yapmaya kalktılar. Hem 21. yüzyılda dünyanın her yerinde olduğu gibi İslamiyetin yeniden parlamasını engellemek, hem de bu arazi kapma işini dikkatlerden uzak tutmak için bu din temelli terör örgütleri icat ettiler. Bütün verimli araziler el değiştirirken, daha doğrusu çok düşük ücretlerle satın alınırken, ya da onlarca yıl sürecek anlaşmalarla el değiştirirken hem Afrika ülkeleri bu terör örgütlerine ezdirilecek, hem de dünyanın diğer bölgeleri Afrikalıları sadece bu yönleri ile takip edecekler. Sadece 2000-2010 yılları arasında dünya genelinde 60 milyon hektardan fazla verimli arazi el değiştirmiş. Bunun 40 milyon hektar kadarı, yani Türkiye’nin yarısı kadarı, Sahraaltı Afrika’da gerçekleşmiş. Çokuluslu şirketlerin bir kısmı aslında bunları ziraat yapmak için almıyor, ticari amaçla elde edip başka talipleri satıyor veya devrediyorlar. Haliyle onları sadece kapışmıyorlar, aynı zamanda elden ele dolaşan bir meta gibi alıp satarak da kazanç elde ediyorlar.


Afrika artık elinde ne var yok alınan bir kıta değil. Afrikalılar dünyayı daha yakından tanıyorlar. Arazilerinin 21. yüzyılda bu şekilde kapışılmasından son derece rahatsızlar. Artık kendileri üretip tüketmenin yollarını arıyorlar. Hem de dünya piyasalarında sadece hammaddeleriyle değil, kendi markaları ile ürünlerinin temsil edilme fırsatlarını yakalamaktalar. Şimdilerde sayıları az olsa da önümüzdeki çeyrek asır belirleyici olacaktır. Her ne kadar bir müddet daha kapışmaya devam etseler de Afrikalıların basiret ve feraseti açıldıkça yaptıklarının boş uğraşıdan ibaret kalacağını görecekler.

27 görüntüleme