top of page
  • Yazarın fotoğrafıMoussa Hissein Moussa

Afrika’da “Demokratik Rejimlere” Karşı “Demokratik Darbeler” Eğilimi

Giriş

Geleneksel anlamda darbeler, demokrasinin karşıtı olarak kabul edilir. Ancak, son yıllarda Afrika kıtasında ortaya çıkan bir olgu bu algıyı sorgulamamıza sebep oluyor. “Demokratik darbeler” tabiri, elitist ve halkın iradesini yansıtmayan “demokratik rejimlere” karşı halkın desteklediği darbeleri ifade eder. Bu olgu hem bölgesel hem de küresel bir perspektiften ele alındığında demokrasinin evrenselliğini ve darbelerin rolünü sorgulamamızı gerektiriyor. Bazı demokratik rejimler, ismen demokratik olduklarını iddia ederken, gerçekte rüşvet, yolsuzluk ve elitizmle anılan yönetimler olabiliyor. Afrika’da bu tip rejimlerin varlığı, halkın gerçek demokratik taleplerine tepki olarak “demokratik darbelerin” ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Makalemizde, yaşanan bu durumları hem bölgesel hem de küresel bir bakış açısıyla inceleyerek demokratik rejimlerin neden gerçek demokrasinin temel ilkesi olan halk iradesine dayanmadığı ve bu boşluğun nasıl demokratik darbelerle doldurulduğu konularını derinlemesine ele alacağız. Afrika genelinde 2018 yılından bu yana ondan fazla darbe gerçekleştirilmiştir. Burada, Mali ve Burkina Faso’da meydana gelen darbe örnek olarak kullanılacaktır. Bu analizin temel hipotezi şudur: Demokratik darbeler, halkın beklentilerine yanıt olarak ortaya çıkmıştır ve dolayısıyla halkın iradesine dayanarak gerçek anlamdaki demokrasiyi temsil ederler. Afrika’da yaşanan bu eşsiz dönüşümün, bölgesel ve küresel ölçekte demokrasi anlayışına ve yönetişim modellerine etkilerini tartışarak, kıtanın gerçekten de yeni bir yönetişim modeline mi doğru ilerlediğini sorgulayacağız.



Doğru Sorunsalı Ortaya Koymak

2018 yılından bu yana, özellikle Batı Afrika'da önemli gelişmeler gözlemlenmiştir. Bu gelişmeler; ayaklanmalar, askeri devrimler, yeni ittifaklar ve yeni zorlukları içermektedir. Büyük değişikliklere yol açan gelişmeler, kıtanın jeopolitiği yeniden tanımlanmasına yöneltmiştir. Bu evrilmekte olan jeopolitik durum, küresel ölçekte devletleri, aktörleri, medya organlarını, düşünce kuruluşlarını ve temelde bireyleri dikkatle izlemeye sevk etmektedir. Her bir grup veya birey, kendi bakış açısından bu durumu değerlendirmektedir. Bu değerlendirmeler o kadar çeşitlidir ki, bazen gerçekleşen olaylar ile yapılan yorumlar arasında bağlantı kurmak oldukça güçtür. Ancak, çıkar ve menfaatlerin akıl ve mantığın önüne geçtiği 21. yüzyılda, bu durum sürpriz değildir.

Fakat, bu karmaşık durumun özünü nasıl anlayabiliriz? Daha iyi bir kavrayış için, Aralık 2018’de başlayıp Mayıs 2019’da askeri darbeyle devam eden “Sudan Devrimi” ve Temmuz 2023’te Nijer’de yaşanan askeri devrim arasındaki döneme odaklanacağız. Fakat bu analize başlamadan önce, Afrika jeopolitik dinamiklerine genel bir bakış yapmanın faydalı olacağını düşünmekteyiz.


Jeopolitik Dinamikler

Afrika'nın jeopolitiği, kıtanın her bir bölgesinde kendine özgü dinamiklerle oldukça karmaşıktır. Bu dinamikler, coğrafi çeşitliliğin ekonomik ve siyasi yapılarına etkisi, kolonyal dönemden kalma yapay sınırların tarihi mirası, doğal kaynakların yarattığı güç mücadeleleri ve bölgesel organizasyonların getirdiği fırsatlar ve zorluklar şeklinde özetlenebilir. Ayrıca, kıtanın 1,4 milyarlık nüfusunun %80’ini gençlerin oluşturduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Bu, Afrika'nın politik ve ekonomik geleceği için belirleyici bir faktördür. Bu da 100 Afrikalıdan 80’nın yaşı 35’un altında olduğu anlamına gelmektedir. Bu unsur (genç nüfus), analizimin temelini oluşturmaktadır.



Nisan 2019 ile Temmuz 2023 arasında, 6 Sahraaltı Afrika Ülkesinde 8 askeri devrim gerçekleştirilmiştir: Nisan 2019’da Sudan, Ağustos 2020 ve tekrar Mayıs 2021’de Mali, Nisan 2021’de Çad, Eylül 2021’de Gine Konakri, Ocak 2022 ve tekrar Eylül 2022’de Burkina Faso, Temmuz 2023’te Nijer ve son olarak Eylül 2023’te Gabon’da.

Elbette, oldukça farklı durumları fazla karıştırmaktan kaçınmalıyız: Askerler Nijer, Mali ve Burkina’da “demokratik” seçimlerle gelen başkanları devirerek iktidarı alırken, Çad’da bir çatışmada öldürülen cumhurbaşkanı, anayasal düzeni sabote ederek iktidarı ele geçirmiş ve Gabon’un askerleri ise açıkça sahtekarlıkla sonuçlanan bir seçimin sonuçlarını kabul etmeyi reddetmiştir. Ancak tüm bu ülkelerin ortak noktası eski Fransız kolonileri olmaları, hala askerler tarafından yönetilmesi ve en önemlisi başa geçen liderlerin oldukça genç olmasıdır. Bu liderlerin ortalama yaşı 39 ve aralarında ise 35 yaşla dünyanın en genç lideri de bulunmaktadır. Oysaki 2018’de bu ülkelerin liderlerinin yaş ortalaması, 71 ve aralarında 85 yaşla dünyanın en yaşlı 2. lideri de bulunmaktadır. Adeta bir nesil devrimiyle karşı karşıyayız. Ancak burada bu ülkelerin farklı durumları değil benzer durumlarını Mali, Nijer ve Burkina Faso özelinde incelenecektir.


Gelgelelim asıl sorumuza: Afrika’nın bu kısmında neler oluyor? Bu gençleri motive eden şey nelerdir? Temel talepleri nelerdir? Bölgesel ve küresel jeopolitiğe yaklaşımları ve ilişkileri nelerdir?


Mali’nin Durumu

Mali, zengin bir tarihe sahip olmasının yanı sıra dalgalı bir politik yörüngeye de sahip olup, 2020 ve 2021 yıllarında art arda iki darbeyle sarsıldı. Bu durum, sosyo-politik yapısındaki ve kurumlarındaki derin ayrılıkları gözler önüne serdi.

2020 darbesi, yoğun politik gerilimler ve halkın artan hoşnutsuzluğu bağlamında gerçekleşmiştir. Darbeden birkaç ay önce başkent Bamako, 5 Haziran Hareketi – vatansever Güçlerin Toplanması (M5-RFP) tarafından yönlendirilen büyük gösterilere tanık olmuştur. Bu göstericiler, kötü yönetim, yaygın yolsuzluk, artan işsizlik hakkında şikayetçiydi ve özellikle Mart ve Nisan aylarındaki parlamento seçim sonuçlarına, bu sonuçları sahtekârlıkla lekelendiği gerekçesiyle tepki gösteriyorlardı. Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu’nun (CEDEAO) krize barışçıl bir çözüm bulma yönündeki arabuluculuk girişimleri başarısız olmuştur. Bu gergin atmosferde, Başkan İbrahim Boubacar Keita’nın yönetiminden memnun olmayan ordu birliği, istikrarı ve demokrasiyi yeniden tesis etme gerekçesiyle yönetime el koymuştur. Askerlerin sivillerin yanında saf tutarak Keita rejimine son vermesinin en önemli nedeni, 2012’den sonra ülkenin kuzeyinde ayrılıkçı ve terör grupların meydan kazanması ve buna karşı izlenen politikaların başarısız olması yer almaktadır. Bununla birlikte, Serval operasyon kapsamında birkaç Afrika ülkesinin yardımıyla Fransız birliklerin ülkede konuşlandırılmasının mevcut güvenlik krizine çözüm bulamaması yer almaktadır.

Ertesi yıl, Mali demokratik bir düzeni yeniden kurma amacıyla bir geçiş sürecindeyken, 2021’de yeni bir darbe patlak verdi. 2020’deki iktidarın ele geçirilmesinin arkasındaki isim olan Albay Assimi Goita, bu kez geçici hükümetle yaşadığı anlaşmazlıklar nedeniyle tekrar sahneye çıktı. Özellikle, anahtar kararların onun danışması olmadan alındığı yeni bir hükümetin kurulması konusunda endişeliydi. Goita, bu yeni darbenin ülkenin çıkarlarını korumak ve istikrarı garanti etmek için gerekli olduğunu belirtmiştir.



Burkina Faso’nun Durumu

24 Ocak 2022 tarihinde Burkina Faso, Koruma ve Restorasyon için Vatansever Hareket (MPSR) altında toplanan ve başında Paul Sandaogo Damiba’nın bulunduğu askeri bir darbeyle sarsıldı. 2015 yılından bu yana ülkenin başında bulunan Cumhurbaşkanı Roch Marc Christian Kaboré görevinden alındı. Darbeden bir gün önce, ulusal genelinde birçok askeri garnizon isyanlarla karşı karşıya kaldı. Askerler, terörizmle daha etkili bir şekilde mücadele edebilmek adına hükümetten artırılmış kaynaklar, ek personel ve genelkurmayın yeniden yapılandırılması talebinde bulundular.


2020 yılında teröre karşı mücadelenin önceliği olacağı taahhüdüyle yeniden seçilen Cumhurbaşkanı Kaboré, terörist saldırılara verdiği tepkinin yetersiz kaldığı izlenimiyle artan halk eleştirisine maruz kalmıştır. Ülkenin, vatandaşların evlerini terk etmelerine yol açan şiddetli bir güvenlik krizi ile karşı karşıya olduğu bilinmekte olup, bu durum önceden görülmemiş bir insani krize neden olmuştur. Ek olarak, yoksulluk sınırının altında yaşayan nüfusu etkileyen yüksek işsizlik oranları ve yaşam maliyetleri sorun teşkil etmektedir. Bu zorluklar, Kaboré’nin yönetiminin düşüşüne önemli ölçüde katkı sağlamış ve askeri yönetimi destekleyenlerin sayısını artırmıştır. Ocak darbesinin başlangıcı, teröristler tarafından saldırıya uğrayarak on beş gün boyunca silahsız ve gıdasız bırakılan Burkina Fasolu jandarmaların Inata bölgesindeki trajik olayı olmuştur. Bu olay ve yetkililerin krizi yönetme kapasitesindeki açık eksiklik, Ocak’taki darbenin geniş halk desteğini bulmasına neden olmuştur.


2022’nin 30 Eylül’ünde Burkina Faso, sadece sekiz ay içerisinde ikinci kez bir darbeyle karşı karşıya kaldı. Ülkenin başına, Paul-Henri Damiba’nın yerine Yüzbaşı İbrahim Traoré getirildi. Bu subay, ülkenin zorlu güvenlik durumunu darbenin ana nedeni olarak belirtip ulusal toprakların hızla geri alınması için izlenmesi gereken yolu tanımlamıştır. Meslektaşları tarafından dürüst ve adanmış bir subay olarak kabul edilen genç Traoré, MPSR hareketinin de üyesidir. İkinci darbe, Damiba’nın MPSR’nin belirlediği asıl hedefleri olan terörizm ve kötü yönetişimle mücadeleden sapmasıyla meydana gelmiştir. Bu bağlamda, MPSR içerisinde bir grup, Damiba'nın başkanlığını sonlandırarak yerine Yüzbaşı İbrahim Traoré’yi getirmiştir.


Demokrasi Evrensel Bir Formül Değil

Dünyanın dört bir yanında bulunan demokrasinin tanımı ve uygulaması, coğrafi, kültürel ve tarihsel faktörlere bağlı olarak değişiklik gösterir. Özellikle Afrika kıtası, son yıllarda bir dizi askeri darbeyle sarsılmıştır. Bu darbeler, ilk bakışta demokrasinin zıttı olarak görünse de bazı durumlarda halkın iradesini yansıtıyor olabilirler. Bu eleştirel yaklaşımda, eğer bir darbenin halkın desteğini aldığı ve onun beklentilerini karşıladığı durumları inceleyerek, darbelerin de demokratik bir nitelik taşıyıp taşımadığı sorusuna yanıt arayacağız.



Demokrasinin temelinde halkın iradesi yatar. Bu irade, genellikle serbest ve adil seçimlerle ortaya konulur. Ancak, seçilmiş yönetimlerin demokratik meşruiyeti zayıflarsa ve halkın temel taleplerini karşılamazsa, halkın başka yöntemlere başvurmasına neden olabilir. Özellikle, bir hükümetin otoriter eğilimler göstermeye başladığı ve halkın beklentilerini karşılamadığı durumlarda, askeri bir darbe halkın desteklediği bir alternatif haline gelebilir.


Demokrasinin sadece seçimle sınırlı olmadığı kabul edilir. Bir hükümetin demokratik olarak seçilmesi, onun demokratik ilkelere sürekli olarak uyacağı anlamına gelmez. Seçilmiş bir hükümetin halkın özgürlüklerini kısıtlaması, kurumları zayıflatması veya yolsuzluk yapması, onun demokratik meşruiyetini zedeler. Bu durumda, halkın mevcut yönetimden umudunu keserek, değişiklik talebinde bulunması doğaldır.


Bir darbenin demokratik olup olmadığını değerlendirirken, sadece darbenin gerçekleşme nedenleri değil, darbenin sonuçları da dikkate alınmalıdır. Eğer bir darbenin ardından, halkın taleplerini yansıtan, demokratik ilkeleri benimseyen ve bu ilkeler doğrultusunda hareket eden bir yönetim kuruluyorsa, bu, darbenin demokratik bir amaca hizmet ettiğini gösterebilir. Ancak, bir darbenin sadece yeni bir otoriter rejimin kurulmasına yol açtığı durumlar da bulunmaktadır.


Afrika, askeri rejimlerin hâkim olduğu 1980'leri anımsatan bir dizi politik devrimle karşı karşıya. Burkina Faso, Çad, Gine, Sudan, Mali, Nijer ve Gabon gibi ülkelerde demokratik olarak seçilmiş hükümetler askeri güçler tarafından devrildi. Bu listeye her yeni ülke eklendiğinde, şüpheciler demokrasinin Afrika’ya uygun olmadığını iddia ediyor. Gerçekten de bazı ülkelerde, sokaklar seçilmiş liderlerin görevden ayrılmasını kutlayan vatandaşlarla doluydu. Ancak bu devrimler serisini Afrika’da demokrasinin sonu olarak görmek aceleci bir yorum olurdu. Bu ülkelerin birçoğunda, halk demokratik bir sistem lehine olup otoriterliğe karşıdır. Afrika, demokratik avantajlardan yararlanabilir ve gerçekten de yararlanmaktadır. Ancak, demokratik olarak seçilmiş liderler halkın isteğine karşı güçlerini sürdürmek için antidemokratik yöntemlere başvurduğunda sorunlar ortaya çıkmaktadır. Örneğin, Burkina Faso, Nijer, Gine ve Mali’de liderler, demokrasileri Afrika gerçeklerine uymadığı için değil, artan istikrarsızlık ve terörizm yükselmesi bağlamında bu demokrasileri bozdukları için popülerliklerini kaybettiler.


Bu, bazı devrimlerin neden halk tarafından olumlu karşılandığına dair nedenleri analiz ettiğimizde özellikle belirgindir. Gine'de, eski başkan Alpha Condé 2020'de üçüncü bir dönem için aday olabilmek amacıyla anayasayı tartışmalı bir şekilde değiştirdi, bu da referandumun ve sonraki seçimlerin adil olmadığına inanan bir halk hoşnutsuzluğuna neden oldu. Mali'de, eski başkan İbrahim Boubacar Keïta 2020'de seçim hileleriyle suçlandı. Artan yolsuzluk ve güvensizlikle birlikte, bu durum onun meşruiyetini zayıflattı. Bu bağlamlarda, liderlerin popülerliklerinin düşmesi, demokratik ilkelere olan uzaklıklarıyla ve demokrasiye genel bir güvensizlikle değil, ilişkilidir.


Afrika’daki darbeler, ilk bakışta demokrasi ile uyumsuz gibi görünse de daha derinlemesine bir analiz, bazı darbelerin halkın iradesini yansıttığını gösterebilir. Ancak her darbenin kendi bağlamında genellemelerden uzak değerlendirilmesi esastır. Demokrasinin evrensel bir formülü olmayabilir; önemli olan, yönetimin halkın iradesini ve beklentilerini yansıtıp yansıtmadığıdır.


Ulusal ve Bölgesel Okuma

Ulusal perspektifte, Afrikalılar, tabiri caizse, kendi şeytanlarıyla mücadele ettiğini söyleyebiliriz. Aslında bu, Sahel’de olanların en önemli boyutudur. Bu süreç, kendi çıkarlarını ulusal çıkarlar önünde tutan vatanseverlikten yoksun liderleri saf dışı etmekle ilgilidir. Bu bağlamda, sürecin temel aktörü olan halk ve özellikle gençler, amaca giden her yolun mübah olduğuna inanarak kötü liderleri meşru olmayan yollarla değiştirmeye razı olmuş, desteklemiş veya çağırmıştır. Bu yolun iyi olup olmadığı konusunda sonuca varmak için olayların üzerinden zaman geçmesi gerekmektedir.



Halkın büyük desteğini alan yeni nesil darbeci liderler, aslında kendileri daha büyük bir sorun karşına koymuştur. İlgili ülkelerin kriz içinde olmalarının en büyük nedenlerinin arasında işsizlik ve kaynakların kötü yönetimi olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla, bu liderler bahsi geçen krizi kökünden makul sürede çözmedikleri veya çözecek kalıcı planlar uygulamaya koymadıkları müddetçe, bugün onlara destek sağlama halk ve gençler, yarın karşılarında olur.


Darbelerin olduğu ülkelerin çoğunlukla eski Fransız sömürgesi olduğu ve dolayısıyla CFA Frangı kullanmaktadır. Bu aslında, tüm sorunları merkezidir. Zira bu para birimi kalkınmaya uygun bir zemine sahip değildir ve hiçbir kalkınma, sağlam bir para ve finans sistemi olmadan olmayacağı şüphesizdir. Bu ülkelerin bu kapsamda verecekleri mücadele eski rejimleri saf dışı etmek ve kendileri iktidarda tutmak için sarf ettikleri çabaların ondan fazla misalini gerektirmektedir.

Özellikle Sahel ülkelerin durumlarının benzer olması, işlerini daha da kolaylaştırmaktadır. Bu bağlamda Nijer-Mali-Burkina Aliansı’nın oluşturulması ümit vericidir. Güvenlik alanında olduğu gibi ekonomik ve sosyal anlamda da iş birliklerin yapılması büyük önem arz etmektedir.


Küresel Okuma

Küresel bir perspektifle Sahel’de jeopolitiğin yeniden oluşma sürecinde olduğu söylenebilir. Bu bağlamda yeni dinamiklerin doğduğu gibi yeni perspektiflerin geliştiği ve yeni ittifaklara gidildiği gözden kaçması mümkün değildir. Rahatlıkla, Sahel bölgesinin ve gelen anlamda Frankofon Afrika’nın çok kutupluluktan yana olduğu söylenebilir. Özetle; batıya dönük bir Sahel’den kendi çıkarlarını önceleyen ve herkese açık bir Sahel’e geçişi izliyoruz.


Şu nokta, özellikle altını çizmek gerekmektedir: Sahel’deki mesele, batı medyasının ve olayları yanlış ve yanlı anlayanların tasavvur ettiği gibi değildir. Yani birinin (Fransa’nın) kovulması ve ondan doğan boşluğu başkası (Rusya) ile doldurma meselesi değildir. Gerçek olan Neokolonyal bağlantıları tamamen kesip Ulusal çıkarları ön planda tutan bir politika izleyerek buna saygı duyan herkesle iş birliği yapma meselesidir. Bu bağlamda, bu çerçevede, Rusya ile olduğu gibi Türkiye ile de ve Çin, Brezilya ve Hindistan ile de iş birliği yapılmaktadır. Örneğin Türkiye’nin de kıtadaki varlığının (Silah teminatı, askeri ve güvenlik anlaşmalar, diplomatik temsiliyetler...) artışının nedeni de budur, en azından aksini görmedikçe ben öyle okuyorum.


Mesele, “kalkınma” kavramına büyük eleştiriler yapan ekonomist Prof. Dr. Samir Amin’in geliştirdiği “dekoneksiyon” meselesidir. Dekoneksiyon, dünya geri kalanıyla bağlantı kesmeden her alanda öncelikleri yeniden belirlemedir.


Asıl meseleyi pratik örneklerle taçlandırmak mümkündür: Fransız ulus üstü şirketlerin hakim olduğu Senegal’deki en büyük havalimanı ve aynı zamanda Batı Afrika’nın en büyük havaalanlarından birinin Türk bir firma tarafından yapılması ve işletilmesi, ülkeye yapılan ithalatların başında Çin’in yer alması ve Rusya ile olan ticaret hacmin kat kat artması; Çad gibi Fransa üssünün 60’lardan bu yana kesintisiz olarak devam ettiği ülkenin Türkiye ile ciddi anlamda güvenlik alanında (askeri araç, silah ve mühimmat) iş birliği yapması gibi çok örnek bulunmaktadır. Benzer şekilde Gine ve Burkina Faso’daki terörle karşı mücadelede Türk SİHA’lları ve dronların etkin olarak kullanılmakta, Rus ve Çin araçların vazgeçilmez öneme sahiptirler.


Ancak gerek ulusal, bölgesel ve küresel bağlamda da izlenen bazı politikalar ve göz ardı edilen bazı konular ciddi tehditler teşkil etmekte ve yapılan çabaları baltalama riskini taşımaktadır. Bunlar: özellikle güvenlik alanında uygulanan dış ortaklıklara dayanan politikaların aşamalı olarak azaltılması ve yerine iç dinamiklere dayanan politikaların kalıcı olarak görerek alternatif çözüm geliştirilmemesi; güvenlik sorunun temel kaynağı olan sosyoekonomik sorunları çözecek etkin politikaları geliştirmekte yavaş hareket edilmesi yer almaktadır.



Sonuç

21. Yüzyılın ilk çeyreği, Afrika’da direnişin dikey konuma geldiği ve yeniden doğuşun başladığı dönem olarak tarihe girecektir. O dönemde Dakar’dan Bamako, Konakri ve Vagadugu’dan geçerek Niamey’e kadar farklı cephelerde tek sesle: “Özgür Afrika” haykırışı şahlanmıştır. Yepyeni bir bağımsızlık güneşi doğuyor. Işıkları yavaş yavaş tüm kıtada, özellikle Frankofon Afrika’da, görülecek mi? Gelecek yıllar ya da aylar bunu gösterir. Ancak onun altında paternalist tutum sergileyen, neo-kolonyal araçlarla varlık sürdürenler ve doğal zenginliklere göz dikenler duramayacakları şüphesizdir. Ancak bu güneş yeni bir bağımsızlık güneşi mi olacağı yoksa yeniden kıtayı farklı bir sömürü düzenine mi sokacağı konusu akılları meşgul etmeye devam etmektedir.

12 görüntüleme
bottom of page