MÜŞTERİ HİZMETLERİ +90 212 414 60 60

Haberler

Kovid-19 Pandemisi ve Sahel’deki Jeopolitik Derinlik

Kovid-19 Pandemisi ve Sahel’deki Jeopolitik Derinlik*

Kaan Devecioğlu**

Fransa önderliğindeki küresel güçlerin operasyon alanı olan Sahel bölgesi ülkeleri sahip olduğu başta altın, uranyum, petrol, boksit, bakır ve demir gibi madenlerle dikkat çekmektedir. Dahası ABD, İngiltere, Almanya ve diğer bazı Avrupa Birliği ülkelerinin de katıldığı “Barışı Destekleme ve Koruma Operasyonları” yaşanan olumsuzlukları giderme vaadinde bulunsa da batılı güçlerin bölge insanının acılarını düşünmekten çok mevcut kazanımlarını korumayı hedeflediği söylenebilir. Bu coğrafyada çatışmaların yoğunlaştığı Mali, Burkina Faso ve Nijer incelendiğinde yaşanan krizin temelinde, zayıf hükümet otoritesinden dolayı özellikle kırsal alanlarda ortaya çıkan güvenlik açığını aşırılıkçı grupların doldurduğu görülmektedir. Buradan hareketle barış ve huzur ikliminin sürdürülebilir kılınmasında bölge halkının güvenliğini sağlamanın öncelikli bir konu olduğu açıktır.

 

Küresel salgın afetinin tüm küreyi etkisi altına almasıyla birlikte barış operasyonlarının sınırlanacağı ve insani müdahalelerin yavaşlayabileceği; dolayısıyla çatışmaların çözümü noktasında kayda değer gecikmelerin yaşanabileceği düşünülmektedir.[1] Bu bağlamda küresel salgının Sahel ülkelerine etkilerini iki açıdan yorumlamak mümkündür: Birincisi büyük şehirlerde virüsten korunma kapsamında alınan sokağa çıkma yasağı ve ekonominin yavaşlaması gibi nedenlerden dolayı yaşanabilecek geçim sıkıntıları yönetim tarafından çözüme kavuşturulamazsa başta halk ayaklanması olmak üzere pek çok risklerinin doğabileceği gerçeğidir. Terör hareketleri yönünden bakıldığında ise özellikle son aylarda Mali’de ana muhalefet lideri Soumaila Cisse’nin kaçırılmasına rağmen gerçekleşen seçimler; Çad’da yaşanan Boko Haram saldırıları ve silahlı kuvvetlerin geniş çaplı harekâtları; Burkina Faso’da hız kazanan kabileler arası çatışmalar dikkat çekmektedir. Bu noktada Kovid-19 sürecinde söz konusu ülkelerin ve uluslararası güçlerin operasyonları yavaşlarsa, güvenliği sarsan ve korku havası oluşturan her türlü yapılara karşı bu zamana kadar verilen çabaların kıymetini yitirmesine ve aşırılıkçı grupların yeniden güç kazanmasına imkân sunabilir.

 

Çatışmaların Arka Planı

Mali’de 2012 yılında gerçekleşen darbeden bu yana yaşanan çatışmalar krizin tırmanmasına neden olmuş ve ülkenin önce kuzeyini daha sonra güneyini ve doğusunu etkisi altına almıştır. Bu ülkenin komşuları başta olmak üzere Sahel bölgesinin büyük bir bölümü bu süreçten menfi manada etkilenmiştir. Ocak 2013’te Fransa’nın bölgede başlattığı Serval Operasyonu tedhiş hareketlerini Mali şehirlerinden uzaklaştırsa da onların tamamen yok olmasını sağlayamadı. Bilakis söz konusu silahlı unsurlar bölgede yeniden örgütlendi ve daha geniş eylemlere giriştiler. Bu minvalde ne Birleşmiş Milletler’in (BM) MINUSMA (United Nations Multidimensional Integrated Stabilization Mission in Mali) barışı koruma misyonu ne de bölge ülkelerinin arabuluculuğunda gerçekleşen barış görüşmeleri krizin çözümü noktasında netice vermedi. Terör hareketlerinin Burkina Faso ve Nijer’e yayılması, çatışmaların seviyesini arttırmış; binlerce insan hayatını kaybetmiş veya bulundukları bölgeleri terk ederek göç etmek zorunda kalmıştır.  

 

Mali özelinde Sahel bölgesinde yaşananları anlamaya çalışmak oldukça zorlayıcıdır. Farklı sosyal ve etnik toplulukların, silahlı grupların ve hükümetlerin arasındaki bağlantılı ilişkiler ağının sınırları net bir şekilde belli değildir. Bu belirsizlik analizlerin keskinliğini de sınırlayan bir durumu doğurmaktadır. Örneğin; silahlı ve silahlı olmayan gruplar arasında kimi zaman işbirliği, kimi zaman da çatışmaların yaşandığı görülmektedir. Bu durum bölgedeki gelişmelere (siyasi, askeri ve toplumsal) göre tedhiş hareketleri veya yabancı unsurlarla Mali’nin kuzeyindeki Tevârikler ve ortalarındaki Fülâniler arasında gerçekleşmektedir.    

 

Tedhiş Hareketleri Neyi Amaçlıyor?

Sahel’deki tedhiş hareketleri yabancı güçlerin tamamını (Fransa ve BM başta olmak üzere) uzaklaştırmak ve İslam hukuku esaslarına göre bir yönetim düzene koymak amacıyla hareket alanlarını belirledikleri; el-Kâide ve DEAŞ’a bağlı olmak üzere iki farklı yapı altında örgütlendikleri bilinmektedir.[2] Söz konusu terör unsurları, bölgede yaşamını sürdüren toplulukların kendi aralarında yaşanan gerilimler ve hükümet otoritesinin zayıf olduğu bölgelerdeki boşluklardan faydalanarak varlıklarını sürdürmektedir. Bu anlamda el-Kâide terör örgütünün Sahel’deki şemsiye koalisyonu “Cemâatü’n-Nusra el-İslâm el-Müslimîn (JNIM)” adıyla bilinmektedir. Bu grubun altında Mağrib el-Kâidesi, el-Murâbitûn ve Masina Kurtuluş Cephesi (Katibat Masina) bulunmaktadır. DEAŞ bağlamındaki gruplar ise Katibat Serma, Büyük Sahra’da DEAŞ ve Ensâruddîn’dir.[3]

 

İslami usullere göre bir yönetim idealleri olan ve hareket alanlarını buna göre belirlediklerini iddia eden; ancak bölgede İslam'ın emir ve hakikatlerinin aksi yönünde hareket ettiklerine dair medyada insan öldürme ve kaçırmadan uyuşturucu ticaretine kadar pek çok olumsuz haberlerin çıktığı; ellerinde bulunan ağır silahları nereden ve nasıl temin ettiklerinin net bir cevabının olmadığı tedhiş hareketleri akıllarda derin sorular bırakmaktadır.

 

Sahel Krizi Afrika’da Fransa’ya Bir “Fransız Baharı” Yaşatır Mı?

Sahel’de özellikle son yıllarda artan el-Kâide ve DEAŞ’a bağlı tedhiş hareketlerinin faaliyetleri, başta Mali, Burkina Faso ve Nijer olmak üzere Benin, Togo, Gana ve Fildişi Sahili gibi diğer Batı Afrika ülkelerini de kayda değer anlamda tehdit etmektedir. Bu bağlamda Fransa’nın 4500 askerine ek olarak gönderdiği 600 asker ile birlikte 5100’ü bulan askeri varlığına[4] rağmen bölgedeki çatışmaların son bulmadığı ve terör gruplarının da karmaşık bir hal aldığı görülmekte. Gerek Birleşmiş Milletlerin “Barışı Destekleme ve Koruma Operasyonları” gerekse Fransa’nın verdiği destek, Batı Afrika’da daha aydınlık bir geleceği sağlayacak girişimler olarak iddia edilse de ülke içinde ve bölgede çatışmaların artması, söz konusu devletlerin ekonomik, siyasi ve sosyal gelişimlerinin önündeki kısıtlardan birisi olarak durmaktadır. 

 

Fransa’nın Serval Operasyonu’ndan bu yana askeri varlığı artarak devam etmektedir. Son yıllarda Sahel’de artan tedhiş hareketlerini önlemek, bölgedeki barışı korumak ve sürdürmek amacıyla yabancı aktörlerce yürütülen operasyonlar; Fransa’nın Barkhan (Barkhane), BM’nin barış misyonu MINUSMA ve ABD’nin Afrika Komutanlığı AFRICOM’dur. Ayrıca “G5 Sahel Ortak Gücü” (Moritanya, Çad, Mali, Burkina Faso ve Nijer) de söz konusu yabancı silahlı aktörlerle ortak hareket etmekte; yaklaşık 15 bin yerli ve yabancı askerin bulunduğu bölgede barış ve istikrarı sağlamak hedeflenmektedir. Son olarak geçtiğimiz 27 Nisan’da G5 Sahel ülkeleri dışişleri bakanlarıyla gerçekleşen toplantıda da bu amaç yinelenmiştir.[5]

 

ABD’nin istihbarat ve eğitim başta olmak üzere askeri alanda Fransa, BM ve G5 Sahel Ortak Gücü kuvvetlerine destek verdiği AFRICOM bünyesindeki 800 askerini, Çin ve Rusya ile son yıllarda uluslararası alanda yaşadığı mücadeleden dolayı zayıflatma kararı, bilindiği üzere Fransa’yı oldukça endişelendirmekteydi. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun 15 Şubat’ta başlayan Afrika ziyaretleri kapsamında Sahel’in en güçlü ekonomilerinden birine sahip Senegal’e ziyareti öncesinde Pentagon’dan yapılan açıklamada, ABD’nin Sahel’de nasıl bir askeri varlık göstereceğine dair ipuçları verdi.[6]

 

ABD’nin Nijer merkezli silahlı insansız hava aracı ordusu ve eğitim birliklerinin bölgede tedhiş hareketlerine karşı ağırlığını arttıracağı açıklandı. Bu kapsamda Pentagon Basın Sözcüsü Asyyla Farah, 101. Hava Taburunu merkeze çektiklerini ve eğitim birlikleri olan “1. Yardım Tugayı”nı Sahel’e gönderdiklerini duyurdu. Ayrıca ABD iç kamuoyunda var olan tartışmaya rağmen Avrupalı müttefiklerin ve Sahel ülkelerinin terörle mücadelesinde yanlarında oldukları ve bölgenin istikrarı için Amerikan askeri varlığının elinden geleni yapacağı mesajı verildi.[7] Bunun akabinde AFRICOM operasyon direktörü, G5 Sahel ortak gücü komutanı olan “Fransız yetkilisini” ziyaret etti ve desteklerinin süreceğini beyan etti. Ayrıca ABD yönetiminin; dışişleri, savunma, istihbarat ve diğer kurumlar arasındaki koordinasyonu sağlayacak Sahel bölgesini iyi bilen kıdemli bir diplomatını görevlendireceği belirtiliyor. Dolayısıyla ABD’nin Sahel ajandası için yeni bir strateji ortaya koyma hazırlığında olduğu anlaşılmakta.

 

Diğer taraftan son günlerde Almanya gündeminde de Sahel’deki mevcut 350 kişilik askeri arlığının etkinliğini 2021’e kadar arttırıp artırmayacağı tartışılıyor. Söz konusu tartışma, askerî açıdan niceliğin ve bölgesel genişlemenin sağlanması; ekonomik açıdan alınan riskin yatırım noktasında Alman şirketlere güvenli bir ortamı sağlayıp sağlamayacağı; toplumsal açıdan ise bölgedeki gerilimlerden dolayı kontrolsüz bir göç dalgasının Avrupa’ya yansıması durumu ülkedeki bölge uzmanları tarafından ele alınıyor.[8]

 

Yabancı silahlı aktörlerin yanı sıra Senegal Cumhurbaşkanı Macky Sall Afrika Birliği (AfB) toplantısında Mali ve Sahel'deki BM Misyonunun (MINUSMA) değiştirilmesi çağrısında bulunarak terör gruplarına karşı mücadeleyi sürdürülebilir şekilde üstlenmesi için gerçek bir uluslararası koalisyona ihtiyaç duyulduğunu ifade etti. Sall, AfB Komisyonu'na kıtanın gayrisafi milli hasılasının yüzde 1'ini (2,1 milyar dolar) “Afrika İhtiyat Kuvveti”ne ayırması teklifini sunduğunu ve kabul edilmesini umduğunu kaydetti. Senegal Cumhurbaşkanı, barış çabalarına katkısından dolayı layık görüldüğü “Sunhak Barış Ödülü” kapsamında kendisine verilen 500 bin doları da AfB Barış Fonu'na bağışlayacağını belirtti.[9] Ayrıca Sall, Kasım 2018'de katıldığı Paris Barış Forumu’nda, BM'nin Mali'de barış için yeterli çabayı sergilemediği eleştirisinde bulunmuş, Suriye'deki koalisyon güçlerinden daha fazlasına Sahel bölgesi için ihtiyaç olduğu yorumunu yapmıştı.

 

Sonuç olarak Suriye ve Irak’ta zayıflatılan terör hareketlerinin Afrika’daki muhtelif çatışma bölgelerinde ortaya çıktığı görülmektedir. Sahel’de özellikle son yıllarda görülen terör olaylarındaki artışın uluslararası toplumun ilgisini buraya kaydıracağı; barış misyonlarının niceliği ve faaliyetlerinin artacağı da tahmin edilmektedir. Bu noktada artan tedhiş hareketlerinin faaliyetleri ve bölgede Fransız politikalarına karşı yükselen itirazların onu yürüttüğü politikalarında güncellemeye gitmeye zorluyor.

 

Fransa, mevcut askeri varlığını artırarak kazanımlarını korumak için hem Avrupa Birliği’nde hem de ABD’de lobi faaliyetlerinde bulunuyor. Fransa’nın bu çabalarının bir sonucu olarak geçtiğimiz ay İsveç, Mali’ye 150 kişilik bir özel kuvvet ordusu gönderdi[10]; ABD tarafından yapılan açıklamalar ve Almanya’da süren tartışmalar da söz konusu aktörlerin bölgedeki barış çabalarına desteğin sürdürüleceği anlaşılıyor. Fransa Afrika’daki söz konusu sert güç politikalarını arttırırken bölgedeki kaynaklarını kaybedeceği ve derin bir ekonomik krize gireceğinin ziyadesiyle farkında. Küresel pandemi süreciyle birlikte barışı koruma ve sürdürme operasyonlarında da yaşanacak zayıflamanın etkisi düşünüldüğünde Sahel’de ekonomik ve jeopolitik risklerin daha derinden hissedilir olacağı kuvvetle muhtemeldir. Bu noktada terör hareketlerinin eylemlerinden dolayı hayatını kaybeden; yaşamlarını sürdürmek için yurtlarını terk etmek zorunda kalan binlerce insan ve BM şemsiyesi altında mücadele veren askeri unsurların varlığının nedeni, 2012 yılındaki Mali darbesinden günümüze yaklaşık sekiz yıldır süren çatışmaların bölgede sadece doğal kaynakların güvenliğini sağlamak ve yatırımlarını sürdürmek değil, aynı zamanda 21. asrın jeopolitik güç mücadelesini kapatmaktır.



*Bu Yazı 21.05.2020 tarihinde Anadolu Ajansı Analiz’de yayınlanmıştır. Bağlantı için tıklayınız.

**AKEM Koordinatör Yardımcısı, iletişim: kaandevecioglu@yahoo.com.

[1]ICG, COVID-19 and Conflict: Seven Trends to Watch, Crisis Group Special Briefing NO:4, 24 Mart 2020,  https://www.crisisgroup.org/global/sb4-covid-19-and-conflict-seven-trends-watch(Erişim Tarihi 05.05.2020)

[2]Mina Al-Lami, Africa's Sahel becomes latest al-Qaeda-IS battleground, 11 Mayıs 2020, https://www.bbc.com/news/world-africa-52614579(Erişim Tarhi: 11 Mayıs 2020)

[3]European Council on Foreign Relations, Maping Armed Groups in Mali and The Sahel, https://www.ecfr.eu/mena/sahel_mapping(Erişim Tarihi: 03.05.2020)

[4]France 24, France to send 600 more troops to Africa's Sahel, https://www.france24.com/en/20200202-france-sahel-africa-parly-troops-army-soldiers-defence-minister-florence-mali-burkina-faso-niger(Erişim Tarihi: 05.05.2020)

[6]Abdi Latif Dahir, On Tour, Pompeo Courts Africa, to Counter China, The New York Times, 18 Şubat 2020, https://www.nytimes.com/2020/02/18/world/africa/pompeo-africa.html(Erişim Tarihi: 06.05.2020)

[7]Jeff Seldin, Africa: US Pulling Some Combat Troops Out of Africa, AllAfrica, 12 Şubat 2020, https://allafrica.com/stories/202002130070.html(Erişim Tarihi: 07.05.2020)

[9]Yeni Akit, Senegal Cumhurbaşkanı’ndan BM’ye Çağrı, 10.02.2020, https://www.yeniakit.com.tr/haber/senegal-cumhurbaskanindan-bmye-cagri-1058302.html(Erişim Tarihi: 07.05.2020)

[10]Reuters, Sweden says to send up to 150 special forces troops to Mali, 16 Mart 2020, https://af.reuters.com/article/topNews/idAFKBN2131MY-OZATP(Erişim Tarihi: 07.05.2020)

E-BÜLTEN