MÜŞTERİ HİZMETLERİ +90 212 414 60 60

Haberler

İran’ın Afrika’daki Yol Ayrımı

Muhammed Topçu - AKEM Araştırmacısı

 

1979’daki İran İslam Devrimi, İran’ın dış politika önceliklerini tamamen değiştirdi. Pehlevi Hanedanlığı’nda İran dış politikası, Batı ile iş birliği çerçevesinde şekilleniyordu. Bu dönemde iki kutuplu Soğuk Savaş atmosferi de bağımsız bir politika izlemeye elverişli değildi. Fakat devrim ile birlikte, dini ve anti-emperyalist idealler ile temellenen yeni İran dış politikası, statüko karşıtı devlet ve gruplarla ortak bir ideolojik zemin kazanmış oldu. Devrimin ihracının anayasada karşılık bulması liderlerin üçüncü dünya ülkeleriyle ilişkilerine meşru bir zemin de sağlıyordu. 


İran’ın nükleer programını tehdit olarak algılayan Batılı ülkelerin İran’a uyguladığı yaptırımlar neticesinde Tahran, kendisine Batı dışında müttefik arayışına yoğunlaşmıştır. Kaynağını İran Devrimi’nden alan bu Batı karşıtı anti-emperyalist tutum Ahmedinejad döneminde zirve yapmıştır.  Kazandığı bu ideolojik söylem ile İran, yaptırımlar karşısında siyasi, diplomatik ve ekonomik destek elde etmek için yüzünü Afrika’ya çevirmiştir.

 

Yaptırımları doğrudan Batılı devletler ile çözüme kavuşturmayı hedefleyen Ruhani’nin iktidara gelişi ile birlikte İran, Afrika ile ilişkilerini sürdürmeye özen gösterse de ilişkilerin karakterinde önemli bir kırılma yaşanmıştır. Asıl önceliği nükleer anlaşma olan Ruhani yönetimi bu sorunun diyalog ile çözümü halinde İran’ın uluslararası toplumda tekrar kabul göreceğini bu sayede de Afrika dahil kazanımlarını arttırabileceğini umuyordu. 2015 yılında P5+1 ülkelerinin imzaladığı anlaşmadan Trump’ın tek taraflı olarak çekilmesi ve İran’a yeni yaptırımlar uygulamasının Ruhani yönetiminin stratejisine ağır bir darbe indirmiş oldu. Bu yaptırımların sonuçlarını kestirmek için henüz erken olsa da Tahran’ın önünde iki ihtimalin olduğunu söyleyebiliriz. Ruhani yönetimi, anlaşma ile sağladığı uluslararası meşruiyeti koruma taraftarıyken İran ruhani lideri Ali Hamaney’in açıklamaları İran’ın Ahmedinejad dönemiyle zirve yapan siyaset tarzına dönüşün ipuçlarını veriyor. 

 

İran’ın Afrika’daki Varlığı

 

Afrikalı ülkelerin çoğu bağımsızlıklarını 20. yüzyılın ikinci yarısında kazanmış olsalar da İran’ın Afrika ile ilişkisi daha eski yıllara dayanır. Avrupa sömürgeciliğinden önce İran-Afrika ilişkileri esas olarak ticarete dayalıydı. 9. yüzyılın başından itibaren Basra Körfezi’ndeki göçmenlerin yerleştiği Doğu Afrika’daki kentsel bölgeler, 16. Yüzyılda İranlı tüccarların ziyaret yeriydi.[1] Pehlevi Hanedanlığı boyunca da İran’ın Afrika ile ilişkileri ekonomi temelli devam etti. Öyle ki 1973’te patlak veren Petrol Krizi’nden faydalanmak isteyen İran Şah’ı, 1974-1978 yılları arasında Güney Afrika’daki Apartheid rejiminin ham petrol ithalatının %90'ını sağladı, bu rakam 1978’de %96’ya ulaştı.[2]

 

1979’daki İran İslam Devrimi, İran’ın dış politika önceliklerini tamamen değiştirdi. Pehlevi Hanedanlığı’nda İran dış politikası, Batı ile iş birliği çerçevesinde şekilleniyordu. Bu dönemde iki kutuplu Soğuk Savaş atmosferi de bağımsız bir politika izlemeye elverişli değildi. Fakat devrim ile birlikte, dini ve anti-emperyalist idealler ile temellenen yeni İran dış politikası, statüko karşıtı devlet ve gruplarla ortak bir ideolojik zemin kazanmış oldu. Devrimin ihracının anayasada karşılık bulması liderlerin üçüncü dünya ülkeleriyle ilişkilerine meşru bir zemin de sağlıyordu. Ayrıca dekolonizasyon sürecinin göreli başarısı ve Soğuk Savaş döneminde kurulan Bağlantısızlar Hareketi gibi faktörler Üçüncü Dünya ülkelerini sorunlarına Batı dışında yeni çözümler aramaya sevk etti. Bu sebeple Çin, Hindistan ve İran gibi ülkeler Latin Amerika ve Afrika ülkeleri ile iyi ilişkiler kurabildi.[3]

 

Tüm bu ideolojik ortaklığa rağmen İran’ın Afrika ülkeleri ile ilişkileri ilk etapta çok fazla gelişmedi çünkü devrimin hemen ardından İran kendini sekiz yıl süren bir İran-Irak Savaşı içinde buldu. Savaşın ardından devrimin temellerini sağlamlaştıran ve savaşın yaralarını sarmak için Direniş Ekonomisi uygulayan İran’ın, Afrika’daki temasları 1991 yılında Cumhurbaşkanı Rafsancani’nin kendisi gibi dünyadan izole edilmiş Sudan lideri Ömer el Beşir ziyareti ile başladı. Daha sonra diğer Afrika ülkelerine de genişleyen bu ziyaretler İran-Afrika arasında yeni bir dönemin başlangıcıydı. Aynı zamanda yeni İran rejimi tüm bu girişimlerinde Afrika devletleriyle devrim öncesindeki iyi ilişkilerini de korumaya özen gösteriyordu. Bu ziyaretler daha sonraki cumhurbaşkanları döneminde de gerçekleştirilmeye devam edildi. Ortak heyetler ile gerçekleştirilen görüşmeler enerji, finans, bankacılık ve otomotiv endüstrisi gibi alanlarda karşılıklı anlaşmalar ile sonuçlanıyordu. 2005 yılında Ahmedinejad’ın cumhurbaşkanı seçilmesi Afrika ile ilişkilerin daha da derinleşmesini sağladı.

 

Ahmedinejad ve Afrika Açılımı

 

Her ne kadar yukarıda İran’ın Afrika açılımını ideolojik gerekçeler ile ele almış olsak da Afrika tüm ülkeler gibi İran için de bir fırsat kapısıydı. Bu ideolojik ortaklık İran’ın Afrika ile diplomatik, siyasi ve ekonomik ilişkilerini güçlendirecek bir katalizör görevi görüyordu. Bu durumun gözle görülür bir hal alması ise Ahmedinejad döneminde gerçekleşti. Ahmedinejad seleflerinden farklı olarak Afrika’yı merkeze alan bir dış politika stratejisi benimsedi. O, Afrika’daki devletlerin Tahran’ın müttefiklerine dönüşeceği ve uluslararası alanda İran’a diplomatik ve ekonomik derinlik kazandıracağı “Güney-Güney” stratejisini aralıksız olarak destekledi.[4]

 

Bu amaçla Ahmedinejad’ın Afrika’daki ülkelerde önemsediği üç husustan bahsedilebilir. Bunlar Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) gibi uluslararası kuruluşlarda oy kullanma hakkına sahip olan devletler, Bağlantısız Hareketi ve Afrika Birliği üyesi devletler ile uranyum gibi değerli maden ve ham maddelere sahip devletler.[5] Kısacası Ahmedinejad, İran’ın yüzleştiği tecritten kurtulmak ve Batı karşısında bağımsız hareket edebilmek için Afrika’ya anahtar bir rol biçmekteydi. 2005 yılında seçildiğinde ilk ziyaretini Afrika’ya gerçekleştirmesi bunu ispatlar niteliktedir. Ahmedinejad’ın Batı Afrika politikasını inceleyen bir araştırma da bu hedefler için dört boyutlu bir yol izlendiğine dikkat çeker: ekonomik, diplomatik, savunma ve kültür.[6]

 

Afrika ile ilişkilerin gelişmesi görüşmelerin de yoğunlaşmasına sebep olmuştur. Bunların en geniş kapsamlısı 2010 yılında Tahran’da gerçekleştirilen İran-Afrika zirvesidir. Kırk Afrika ülkesinden temsilcinin katıldığı zirvede Ahmedinejad, İran ile Afrika arasındaki ilişkilerin genişlemesinde sınır olmadığını belirtmiştir.[7] Ertesi yıl Ahmedinejad on bir Afrika ülkesini ziyaret etmiş ve birçok ülkeyle de bakanlık düzeyinde delegeler, ilişkileri güçlendirmek adına görüşmeler gerçekleştirmiştir.[8] Tahran bu tarz temaslar ve görüşmeler ile Afrika ülkeleriyle bir dizi anlaşma imzalamıştır. Bu anlaşmalar Senegal’e araba üretim tesislerinin açılması, Güney Afrika ve Kenya için petrol ihracatı teklifleri ve Uganda'ya petrol rafineri uzmanlığı gibi İran’ın kıta genelinde varlığını genişlettiği anlaşmalardı. 2009 yılında İran’ın Arap ve Afrika Ülkeleri ile Ticaret Geliştirme Örgütü’nün Müdürü Hüseyin Hüseyni, İran’ın Afrika’ya açılan kapısı olabilecek Nijerya, Kenya, Senegal gibi yirmi bir ülkede gerçekleştirilecek kırk sekiz projelerinin olduğunu belirtiyordu.[9]

 

İran’ın Afrika’da bu dönemde yaptığı açılımın ekonomik açıdan karşılığını aldığı söylenebilir. 2008 yılında İran’ın Afrika’ya yaptığı petrol dışı ihracat 495 milyon dolardı ve bu rakam geçen yıla göre %101 artışa tekabül ediyordu.[10] Bu rakam 2013 yılında 1 milyar dolara ulaştı.[11] Bu rakamlar İran’ın ticaret hacminin yanında az yer kaplasa da oransal olarak Afrika’ya artan ilgiyi göstermesi bakımından önemlidir. 

 

Ahmedinejad’ın Afrikalı mevkidaşları ile temaslarında iki husus ön plandaydı: Batı karşıtlığı ve enerji-teknoloji iş birliği.[12] İran’ın bu dönemde hem söylem hem de yatırımları Afrika’da kabul gördü. Yapılan ortaklıklar Tahran’a yeni pazar alanı sağlarken Afrika ülkelerine de sosyo-ekonomik sorunlarını çözmek için gereken kaynağı sağlama fırsatı sunuyordu. Üstelik bu ortaklık sadece ekonomi alanıyla sınırla kalmamış nükleer, askeri ve güvenlik alanlarında da gerçekleşmişti.

 

Bu askeri ve güvenlik iş birliklerinin bazıları şunlardı:

      - Tanzanya ile “askeri ve savunma iş birliğine ilişkin resmi bir anlaşma

      - Komor'da İran polis ve güvenlik güçlerinin eğitilmesine yardımcı olmak

      - Güney Afrika savunma bakanı, İran'ı "Güney Afrika ve İran arasında savunma ile ilgili iş birliğini sağlamak

      - Gambiya’ya istihbarat ve güvenlik konusunda yardım teklifi.

 

İran ile askeri anlaşmalar yapan ülkeler arasında Cibuti, Sudan, Eritre ve Senegal de bulunuyordu. İkili askeri iş birlikleri aynı zamanda İran’a askeri üs için de alan kazandırıyordu. Zimbabwe, 2010 yılında İran'ın topraklarında bir askeri üs kurmasına izin vermeyi kabul etti. Eritre, her iki ülkenin de inkâr ettiği bir iddia ile İran askeri üssüne ev sahipliği yapmakla suçlandı.[13] İran bir taraftan askeri yardımlar ile müttefiklerini desteklerken diğer taraftan da nükleer programı için BM ve UAEK gibi uluslararası organizasyonlarda söz sahibi olan ülkelerin desteğini sağlamaya çalışıyordu.

 

Nükleer Program ve Uluslararası Yalnızlık

 

İran 2003 yılında uranyum zenginleştirecek tesisler açacağını dünya kamuoyuna bildirdi. Ahmedinejad döneminde nükleer tesislerini UAEK’nın denetimine açmaması ile de 2006 ve 2007 yıllarında yaptırımlara maruz kaldı. İran her fırsatta nükleer programının uluslararası güvenliği tehdit etmediğini ve sivil amaçlar taşıdığını belirtti. Kenya, Nijerya ve Cibuti gibi ülkeler İran’ın bu amaçlar ile nükleer teknoloji alanındaki faaliyetlerine destek açıklamaları yaptı. 

 

Uluslararası kontrollerin Afrika ülkelerindeki uranyumun şeffaflığını sağlaması gerekse de gerçekte zayıf altyapı ve yolsuzluk, yasadışı ticareti mümkün kılmaktadır. İran bu dönemde Somali, Demokratik Kongo Cumhuriyeti gibi ülkelerden illegal yollardan uranyum elde etmek suçlamasıyla bir dizi BM soruşturmasıyla karşılaşmıştı.[14] Bu gibi gelişmeler sonucunda pek çok Afrika ülkesi İran’ın faaliyetlerinden kuşku duymaya başladı. Ek olarak İran’ın kıtadaki faaliyetlerinden rahatsız olan ABD, İsrail ve Suudi Arabistan gibi ülkeler de Afrikalı ülkelerin İran ile ilişkilerinin gelişmesine engel oluyordu.

 

2010 yılında Zimbabve’nin ekonomisini onarma karşılığında İran’ın 455 bin ton ham uranyum almasını öngören anlaşma uluslararası baskı nedeniyle Zimbabve Parlamentosu tarafından reddedildi. Benzer şekilde Kenya da uluslararası yaptırımlardan çekindiği için İran ile petrol yaptığı petrol anlaşmasını iptal etmek zorunda kaldı.[15] Tahran'ın “İran’ın uranyum zenginleşmesini durdurmaya yönelik çabalara direnen, gelişmekte olan ülkelerin kilit üyesi” olarak tanımladığı Güney Afrika, 2011 senesinde petrol ihtiyacının dörtte birini İran’dan karşılayarak o yıl İran’ın en çok petrol ihraç ettiği ülke olmuştu. Güney Afrika her ne kadar İran’ın nükleer meselesi için yaptırım yerine diplomatik yolları teklif etse de ulusal çıkar ve uluslararası baskı ile 2012 yılında petrol ihtiyacını Suudi Arabistan’dan karşılamıştı.[16] Bu gibi sebeplerle İran ile hali hazırda iyi ilişkileri olan Nijerya, Senegal, Togo, Nijer ve Gabon gibi ülkeler bile BM’de İran aleyhine oy kullandı. Bu durum Ahmedinejad’ın Afrika açılımının her ne kadar yaptırımlar karşısında çeşitli ekonomik başarılar elde etse de bekleneni alamadığının göstergesidir. Sonuç olarak Üçüncü Dünyacı siyaset, İran’ı Batı karşısında bağımsız bir güce ulaştıramamış ve İran’ı uluslararası alanda izole bir devlet haline getirmiştir. 

 

Nükleer Anlaşma ve İdeolojik Kırılma

 

2013 yılında cumhurbaşkanı seçilen Ruhani, Ahmedinejad’ın aksine İran’ın içinde bulunduğu uluslararası tecritten kurtulması için Batı ile diyalog yolunu öneriyordu. Ona göre eğer İran uluslararası toplum tarafından uygulanan ekonomik yaptırımlarla karşılaşmadan dünya ekonomisine entegre olabilirse hem politik hem ekonomik açıdan daha fazla kazanım elde edebilirdi. Bu girişimin nispeten başarılı olduğu da söylenebilir. Yaptırımların kalkması İran’a yatırımcı çektiği gibi diğer ülkelere İran ile ticaret yapma konusunda da güven sağlıyordu.

 

İran, P5+1 ülkeleri ile 2015 yılında imzaladığı Kapsamlı Ortak Eylem Planı olarak bilinen anlaşmadan sonra tüm dünya ile ilişkilerini güçlendirmek için farklı ülkeler ile ilişkilerini arttırmaya yönelik kararlar aldı. Bu dönemde Tahran’ın ilgi odağı Batılı devletler olsa da Afrika’nın stratejik ve ekonomik önemi de unutulmadı. 2018 yılı Haziran ayında İran’ın Afrika’ya ihracatı dokuz ayda %23 artarak 518 milyon dolar olarak gerçekleşti.[17]

 

İran’ın nükleer anlaşma ile sağladığı uluslararası meşruiyet Afrika’daki iş birliklerinin önünü açsa da Ruhani birçok kez Afrika konusunda ilgisiz kalmak ile suçlandı. Dış politika önceliği nükleer anlaşma olan Ruhani, Afrika ülkelerini ziyaret etse de bu ziyaretler Ahmedinejad dönemindeki kadar yoğun değildi ve temaslar daha çok bakanlık düzeyinde gerçekleşti. İran’ın Arap ve Afrika işlerinden sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ın Tahran’ın gelecek yıllarda kıta ile bağlarını güçlendirecek yeni düzeyde bir ilişki ile Afrika stratejisini güncelleyeceğini belirtmesi bu eleştirilerin kabulü olarak değerlendirilebilir.[18] The Observatory of Economic Complexity (OEC) verileri de bu ilgisizliği ortaya koymaktadır. 2009 yılında İran’ın Afrika’ya ihracatı toplam ihracatının %5,4 ünü oluştururken 2016 yılında bu oran %1’in altına düşmüştür.[19]

 

İran’ın Afrika’ya olan ilgisinin azalmasının bir nedeni de Ruhani ile İran dış politikasında yaşanan ideolojik kırılmadan kaynaklanmaktadır. Tahran, yaptığı nükleer anlaşma ve diyalog çağrıları ile Batı karşıtı Üçüncü Dünyacı retorik kozunu kaybetmiş oldu. Bu söylem yukarıda da söylediğimiz gibi özellikle Ahmedinejad zirve yapan bu söylem ekonomik, siyasi ve askeri ilişkilerde katalizör görevi görüyordu ve yeni strateji ile bu aygıt yitirilmiş oldu. Batılı devletler ile iyi ilişkiler geliştirmeyi hedefleyen Ruhani’nin Batı karşıtı söylemleri daha az dile getirmesi bir yana bu söylemlerin inandırıcılığı da kalmadı. Dolayısıyla Ruhani’nin yaptığı anlaşma bir nevi İran’ın Afrika’daki varlığının bir garantisi halini aldı. Bu sebeple ABD başkanı Trump’ın anlaşmadan tek taraflı çekilmesi Ruhani’nin stratejisini boşa çıkarmış oldu.

 

İran için İki İhtimal

 

İran’ın Trump’ın hamlesinden sonra iç politikadaki gelişmelerine de bağlı olarak önünde iki ihtimal duruyor. Bunlardan ilki anlaşmaya sadık kalarak kazandığı uluslararası meşruiyeti korumaya çalışmak; ikincisi ise eski Üçüncü Dünyacı söylem ve tarzdaki siyasetine dönüş yapmak. Her iki ihtimalin ortak noktası ise İran’ın Afrika’daki varlığını arttırmaya çalışacak olması.

 

İlk ihtimal için anlaşmayı imzalayan diğer ülkelerin anlaşmaya bağlı kalma şartı şimdilik sağlanmış durumda. Avrupa Birliği, BM ve NATO anlaşmanın korunmasından yana açıklama yaptılar.[20] Benzer bir destek Türkiye, Japonya, Güney Afrika, Hindistan gibi ülkelerden de geldi. Ayrıca Afrika Birliği de anlaşmayı desteklediğini bildirdi.[21] Ruhani ve İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif de anlaşmanın ABD’siz de devam edebileceğini belirterek dünya kamuoyundan takdir topluyor. Fakat bu desteklerin ne kadarının ticari ilişkilere yansıyacağı da merak konusu. Zira destek açıklamalarına rağmen birçok büyük şirket ilk yaptırım kararlarıyla beraber İran’dan çekilme kararı aldı.[22]Ayrıca geçmiş yaptırım kararlarındaki benzer destek açıklamalarına rağmen birçok ülkenin İran ile ilişkilerini kestiği de bilinen bir gerçek.

 

ABD hegemonyası karşısında yükselen güç BRICS, bu ihtimal dahilinde İran’ın elini güçlendirebilecek bir diğer koz olabilir. Zira İran’ın BRICS ülkeleriyle stratejik bir iş birliği içinde olduğu biliniyor. İran, BRICS’in sağladı meşruiyet ile Afrika’daki pazar payını arttırabilir. BRICS, İran ile ilişkilerini kesmek istemeyen devletler için de bir güvence oluşturabilir. Hali hazırda Güney Afrika Meclis Başkanı Baleka Mbete, İran’ın BRICS üyeliğini desteklediğini de açıklamıştı.[23]

 

Anlaşmanın korunamadığı durum ise İran’ı ikinci ihtimale götürebilir. Ruhani yönetimi bu yolu seçecek istek ve beceriden yoksun olsa da İran ruhani lideri Ali Hamaney’in açıklamaları bu ihtimali de göz önünde bulundurmak gerektiğini gösteriyor. Hamaney geçtiğimiz günlerde tekrar uranyum geliştirme talimatı verdi.[24] Ayrıca kabinesine "nükleer anlaşma ve ekonomik konularda AB’den umutlu olmayı bırakın" açıklaması yaptı ve İran’ın ulusal çıkarlarını tehdit etme durumunda anlaşmadan çekilebileceğini belirtti.[25] Her ne kadar bu gelişmeler AB’ye göz dağı olarak değerlendirilse de Ruhani yönetiminin ülke içindeki ekonomik krizden sorumlu tutulması ve bakanların görevden alınması[26] göz önünde bulundurulduğunda Tahran’ın yaptırımlar karşısında daha radikal tepkiler vermesi mümkün gözüküyor. Fakat İran ekonomisi bu tarz bir tepkiye müsaade etmeyebilir. Zira İran halkı bu duruma Tahran’ın yayılmacı dış politikalarının sebep olduğunu düşünüyor ve bu rahatsızlığını her geçen gün artarak dile getiriyor.[27]

 

 

 

 

 



[1]Jason Warner & Carol Jean Gallo, Iran-Africa relations:The Troubled Bridge of Third World Dialogue, in. Handbook of Africa's International Relations, Routledge, 2013, s. 398.

[2]H.E. Chehabi, South Africa and Iran in the Apartheid Era, Journal of Southern African Studies, Vol. 42, 2016, s.696.

[3]Fariborz Arghavani Pirsalami, Third Wordism and Ahmadinejad's Foreign Policy, Iranian Review of Foreign Affairs, Vol. 4, No. 2, 2013, ss. 82-83.

[4]Alex Vatanka, “Iran's Awkward Diplomacy in Africa”, https://nationalinterest.org/feature/irans-awkward-diplomacy-africa-15571

[5]Michael Rubin, “Africa: Iran’s final frontier?”, http://www.aei.org/publication/africa-irans-final-frontier/

[6]Charlie Szrom, “Ahmadinejad in West Africa: What Iranian Outreach to the Region Reveals about Tehran's Foreign Policy”, https://www.criticalthreats.org/analysis/ahmadinejad-in-west-africa-what-iranian-outreach-to-the-region-reveals-about-tehrans-foreign-policy

[7]“Ahmadinejad says Iran, Africa want new world order”, Mail & Guardian, 14.09.2010, https://mg.co.za/article/2010-09-14-ahmadinejad-says-iran-africa-want-new-world-order

[8]“Iran, a good ally for many African countries”, Asia News, 18.01.2011, http://www.asianews.it/news-en/Iran,-a-good-ally-for-many-African-countries-20535.html

[9]“Iran devises a package to expand exports to Africa”, ISNA News, 29.05.2009, https://en.isna.ir/news/8803-04729/

[10]Pirsalami, Third Wordism.., s. 93.

[11]“Ahmadinejad's last Africa tour tries to cement ties”, BBC News, 15.04.2013, https://www.bbc.com/news/world-middle-east-22150235

[12]Cafer Talha Şeker, İran’ın Afrika Politikası ve Karşılaşılan Zorluklar: Ahmedinejad Dönemi, 2005 – 2013, İran Çalışmaları Dergi̇si, Cilt: 1, Sayı: 1, 2017, s. 86.

[13]J. Warner & C. J. Gallo, Iran-Africa relations.., s. 401.

[14]J. Warner & C. J. Gallo, a.e. ss. 400-401.

[16]Cafer Talha Şeker,İran’ın Afrika Politikası ve..,s. 96.

[17]“Iran Exports to Africa Cross $500m”, Financial Tribune,  24.01.2018, https://goo.gl/Gu2cPK

[18]“Iran Keen to Boost Trade Ties with Africa: Deputy FM”, Tasnim News, 17.03.2016, http://tn.ai/1030192

[20]“Trump anlaşmayı iptal etti, birçok ülke tepki gösterdi”, CNN Türk, 09.05.2018, https://www.cnnturk.com/turkiye/trump-anlasmayi-iptal-etti-bircok-ulke-tepki-gosterdi

[21]“Afrika Birliği KOEP’e desteğini bildirdi” IRNA, 10.05.2018, http://www.irna.ir/tr/News/3629933

[22]Ellen R. Wald, “10 Companies Leaving Iran As Trump's Sanctions Close In”, Forbes, 06.06.2018, https://www.forbes.com/sites/ellenrwald/2018/06/06/10-companies-leaving-iran-as-trumps-sanctions-close-in/#6b42a604c90f

[23]“S. Africa to Work Toward Iran’s BRICS Accession”, Financial Tribune, 03.09.2017, https://financialtribune.com/articles/national/71638/s-africa-to-work-toward-iran-s-brics-accession

[24]“Khamenei says Iran set to boost enrichment capacity if nuclear deal founders” Reuters, 04.06.2018, https://www.reuters.com/article/us-iran-nuclear/khamenei-says-iran-set-to-boost-enrichment-capacity-if-nuclear-deal-founders-idUSKCN1J020D

[25]“Ayatollah Khamenei: Iran ready to abandon nuclear deal”, Al Jazeera, 30.08.2018, https://www.aljazeera.com/news/2018/08/ayatollah-khamenei-iran-ready-abandon-nuclear-deal-180829174718094.html

[27]“Demonstrations in Iran as Economy Deteriorates” Al Bawaba, 02.08.2018, https://www.albawaba.com/business/demonstrations-iran-economy-deteriorates-1167930

E-BÜLTEN