MÜŞTERİ HİZMETLERİ +90 212 414 60 60

Haberler

Güney Afrika'da Ölmeyen Irkçılık: Zenofobi

AKEM Açık Görüş

Dr. Halim Gençoğlu - Konuk Yazar (Cape Town Üniversitesi) 

 

Zenofobi adıyla bilinen etnik düşmanlığa dayalı ırkçılık, her ne kadar ansiklopedilerde yabancıya karşı tahammülsüzlük ve saldırı olarak kaydedilmiş olsa da son otuz senedir Afrika literatürüne Afrikalının Afrikalıya düşmanlığı yani Afrofobi olarak geçmiştir. Bu sebeple Afrika’daki Zenofobik saldırıları Avrupa’da mevcut olan ırkçılıkla karıştırmamak gerekir. O vesileyle Güney Afrika’da son yirmi yıldır komşu Afrika ülkelerinden gelen göçmenlere karşı vuku bulan saldırılar farklı bir özelliğe sahiptirler. Fakat yine Güney Afrika’da son yirmi yıldır Avrupa kökenli çiftlik sahiplerine yapılan saldırılar daha çok yüzyıllara dayanan tarihi bir hesaplaşma, intikam mahiyeti taşır. Bu minvalde 1994 yılından bu yana Güney Afrika’daki Zenofobik yahut Afrofobik saldırıları ele almakta fayda var.


GÜNEY AFRİKA’DA ZENOFOBİK SALDIRILARIN TARİHİ SEYRİ

 

Güney Afrika’da ırksal ayrımcılığa dayalı komşu ülkelerden gelen göçmenlere yönelik ilk saldırılar 1984 yılında Apartheid hükümetinin Bantu anayurt projesi (Bantustant) kapsamında Gazankulu’ya yerleştirilen Mozambikli göçmenlere karşı başladı. Bölgenin, hatta belki Sahra-altı Afrika’nın en büyük kabilesi Zulular tarafından hoş görülmeyen Mozambikliler, kötü muameleye ve sürgüne maruz kaldılar. Daha sonra Apartheid rejiminin çökmesiyle Güney Afrika’da korku ve nefrete dayalı Afrofobik saldırılar ayrı bir boyuz kazandı.[i]

 

1995 yılı Ocak ayında Aleksandra kasabasında Zimbabveli, Malavili ve Mozambikli bazı aileler fiziksel şiddete maruz kalmışlardı. Güney Afrika’ya gelen göçmenlerin iş imkanlarını yerlilerin elinden aldıkları iddiasıyla Afrikalı göçmenlere karşı saldırılar gün geçtikçe başka bir boyut aldı. 1998 yılında İnsan Hakları gözlemci raporlarıGüney Afrika’da yaşayan Zimbabve, Malavi ve Mozambikli göçmenlere karşı düşmanlık beslendiğini kaydetmişti. Aynı yılın Eylül ayında Güney Afrika gazeteleri Senegalli ve Mozambikli iki göçmenin hastalık yaydıkları gerekçesiyle trenden atıldığını yazıyordu. Afrofobik saldırıların seyrine bakıldığında mazeret olarak işsiz göçmenlerin ülkede suç işledikleri, hastalık yaydıkları gibi ifadeler ortaya atılmaktaydı. Zulu dilinde Buyukhelaya, yani evine geri dön sloganıyla birçok Zimbabveli, Senegalli, Malavili şiddet yoluyla ülkelerine geri göçe zorlandı.[ii]

 

2000 yılında benzer saldırılar beyaz nüfusun yoğun olduğu Cape Town bölgesine kadar ulaştı. Bu, esasında saldırıların ülke geneline yayılmasını göstermesi açısından kötüye işaretti. Göçmenlerin yaşadığı Cape Flats diye bilinen mahalde yedi göçmen aynı sebepten ötürü öldürülmüştü. Bu defa gazete haberleri saldırganların “göçmenlere verecek topraklarımız yoktur” sloganıyla yersiz bir endişeden dolayı isyan başlattıklarını rapor ediyordu. Güney Afrika’nın ekonomik gelişmelerinin tersine Afrofobik saldırılarla dünya genelinde Afrikalı göçmenlere yapılan saldırılar yüzünden imajı zedelenmişti. Fakat yine bu saldırılarda siyasi bir gizli gücün olduğu aşikardı. Mesela 2005 yılındaki saldırılarda Zulu reisi Goodwill Zwelithini’nin alenen göçmenlerin ülkelerine dönmeleri gerektiği şeklinde mağdur olan kesimi tehdit etmesi ve hükümetle yakın münasebetleri biliniyordu. 2005 yılı Nisan ayında Malavili, Mozambikli, Etiyopyalı hatta Bangladeşli dükkanlar kundaklanarak sahipleri öldürüldü. Bu dönemde muhalefet parti lideri Julius Malema’nın Jacop Zuma hükümetini eleştireceği yerde “bu ülkede sadece benim rengimden, benim dilimden konuşanı dinlerim” şeklinde ırkçı söylemiyle bu olaylarda Zuma’yla aynı safta olduğunu ortaya koyuyordu. Aynı yılın Ekim ayında East London bölgesinde Müslüman kökenli Pakistanlı, Bangladeşli, Somalili, Malavili göçmenlerin dükkanlarına yapılan saldırılar olayları başka bir boyuta getirdi. 2005 yılından 2008 yılına kadar birçok Zenofobik saldırılar yada çatışmalar yaşansa da 2008 yılında devlet başkanı Zuma’nın bu saldırıları teşvik edici ifadeleri saldırıların bir isyana dönmesine sebep oldu. Onlarca Zimbabveli ve Malavili göçmen şiddetli saldırılar sonucu öldürüldüler. 2013 yılından 2019 yılına kadar Zenofobik saldırılar sadece ülke adına dehşetle izlenen bir kaostan ziyade dünya gündeminde endişe uyandırmıştı. Güney Afrika hükümetinin bir tarafdan göçmenlerin ülkeye girişine izin verirken diğer taraftan yerlilerin göçmenlere karşı düşmanca tavırlarına kayıtsız kalmaları anlaşılmaz bir tezattı. İlk başlarda belli bir bölgede bir örgütün başlattığı saldırılar politik bir argüman olarak kullanılarak siyasetçilerin seçim propagandalarına malzeme oldu. Zira tüm bu göçmen saldırıların altında yatan bir hakikat siyasetçiler tarafından görmezden gelinmekteydi.

 

1990 yılı başlarında Apartheid hükümeti liderleri, zalimce tertip edilmiş ırkçı düzeni daha fazla devam ettiremeyeceğini anlayınca halen ev hapsinde tutulan milli direnişin efsane ismi Nelson Mandela ile masaya oturdular. Bir tarafta bu yıllar süren kavgadan sonra masadan en az zararla ayrılmak isteyen yıllarca Güney Afrika’nın yerlilerine zulmeden Afrikaner Parti mensupları diğer yanda yıllarca o rejimin hapislerde çürüttüğü yorgun, yaşlı, fakat halen milyonların umudu Nelson Mandela vardı. 1990 yılından 1994 yılına kadar iki taraf nihayetinde bir anlaşmaya vardı. Demokratik bir seçimde Mandela’nın liderliğinde örgütlenen bir partinin seçimi kazanacağı herkesin bildiği bir hakikatti fakat buna rağmen eski bir örgütçü olan Mandela işini sağlama almak istiyordu. En yakın ülkelerden otobüslerle onbinlerce Mozambikli, Zimbabveli, Malavili Güney Afrika’ya getirildi. Hızla vatandaşlık verilen göçmenlerin amacı siyahi nüfusu olduğundan daha fazla göstermekti. Mandela’nın başka bir hesabı daha vardı. Güney Afrikalı siyahiler Apartheid döneminde eğitim haklarından mahrum edilmişlerdi. Dolayısıyla yeni kurulacak hükümetin kadrolarını dolduracak adamları yoktu. Kimsenin eski beyaz politikacılara yeni hükümette tahammülü de yoktu. O sebeple Senegal, Mozambik ve Zimbabve’den getirilen göçmenler kısa zamanda Güney Afrika’ya entegre oldular. Zira daha eğitimliydiler ve İngilizce’nin yanında başka Avrupa dilleri konuşan çoktu. Bu kesim dış işlerinde ve özellikle göçmen bürolarında ve bankalarda görevlendirildiler.[iii]

 

Nelson Mandela ezici çoğunlukla ve büyük tezahüratlarla seçimi kazanınca daha fazla göçmen Güney Afrika’ya akın etti. Büyük maden yataklarıyla Güney Afrika milli bir ekonomik kalkınma planıyla kısa sürede Avrupa’nın İsviçre’si olabilirdi. Fakat beklenildiği gibi olmadı. Yaşlı kurt Mandela yorgundu, politik münasebetlerle uğraşacak enerjiden mahrumdu. Ülkeyi yeniden kazanıp hükümeti kurduktan sonra geri çekilmişti. Onun emekliliği ile yerine geçen liderler ve kadroları ile isler tersine gitmeye başlamıştı. Mandela gibi geniş perspektiften bakıp ülke menfaatlerini düşünen pek yoktu. Olanlar da Thambeki gibi yalnız kalıp geri çekildiler.

 

Nelson Mandela hapisten çıkınca eşi Winnie Mandela’dan ayrılıp Mozambikli Graça Machel ile evlendi.[iv] Mandela ırkların, renklerin üstünlüğüne inanan bir lider değildi. Hapiste ona destek olan yakın çevresinde Müslüman Hintliler de vardı. Mandela’nın çevresinde onun gibi başka milletlerden ve ülkelerden birçok seçkin sima bulunuyordu. Ülkenin yerlilerinin yıllarca uyutulduğu bir süreçten refaha ermesinin zorlu olacağı aşikardı. İşte tam bu dönemde Mandela’ya tüm Afrika ülkeleri destek oldular. Robert Mugabe, Yasser Arafat yine o sancılı dönemde  Mandela’nın en yakınında olan liderlerdendiler. Fakat Zaman eski zaman değildi. Balık baştan kokar misali yeni gelen liderlerin ülkeyi başka bir zihniyetle yönetmeye başladıları kısa sürede anlaşılmıştı. Özellikle Zuma döneminde yolsuzluklar ve devlet idaresindeki zaafiyet dikkatleri çekti. Bu dönemde göçmenlerin maharetlerinden yahut haklarından değil ülkeden nasıl kovulurlar gibi bir sığ göçmen politikası konuşulur oldu. Saldırılara uğrayan bu göçmenlere karşı devletin sesi çok cılız çıktı. Zenofobik saldırılar ülkedeki gayri meşru cinayetleri tetikledi. Siyah adam manasız yere kendi kanından başka bir Afrikalı milleti katletiyordu. 2019 yılı Eylül ayında Dünya kamuoyu yine Güney Afrika’da başka bir Afrofobik saldırının haberiyle uyandı. Bu defa hedef Nijeryalı göçmenlerdi.[v]

 

GÜNEY AFRİKA’DA NİJERYALI GÖÇMENLERE OLAN SALDIRILAR 

 

Nijeryalı göçmenlere karşı 2019 yılında yapılan saldırılar başka mazeretler taşısa da Afrofobik saldırı kategorisindedir. 25 Mart 2019’da Devlet Başkanı Ramaphosa’nın yeniden seçilmesinden sonra Durban şehrinde vuku bulan saldırılar Ramaphosa hükümetinin bu olayların dışında olduğunu ortaya koyuyordu. Esasında  1 Eylül 2019 yılında Johannesburg şehrinde başlayan ve özellikle Nijeryalıları hedef alan saldırılarda onlarca yaralı ve ölünün tespit edilmesi ülkenin huzurunu bozmakla kalmadı Nijerya ile diplomatik münasebetleri sekteye uğrattı.[vi] Nijerya hükümeti temsilciliklerindeki diplomatları geri çağırdı. Nijeryalı göçmenlerin Güney Afrika’da uyuşturucu ticareti yoluyla zengin olup ülkede suç oranını arttırdıkları bahanesiyle saldırıya uğramışlardı. Halbuki Nijeryalı göçmenlerin içlerinde Güney Afrika’daki hastahanelerde çalışan doktorlar da vardı. Konu her haliyle siyasileşen bir form almıştı.[vii] Cyril Ramaphosa bu konuda önemli bir açıklama yaparak “hiçbir türlü şiddet kabul edilemez. Zenofobi veya benzer hiçbir hoşgörüsüzlük ne göçmenlere ne de Güney Afrikalılara karşı sözkonusu olamaz. Kıtanın her harafından gelen bu insanlar bize Apartheid döneminde en karanlık günlerimizde yardım ettiler” şeklinde sözlerini ifade etti.[viii]

 

Tarihte büyük haksızlıklarla, ırksal ayrımcılıklarla yüzleşen Güney Afrikalıların kendileriyle aynı kaderi paylaşmış olan komşularına karşı zalimane yaklaşımları hakikaten anlaşılamaz. Bu tamamen bir toplumsal travmadır. Yahut ateş çemberi içinde kalan bir akrepin kendini sokmasına benzer.

 

Bu açıdan bakıldığında Güney Afrika’da tarihten ders almamış bir kesimin politik oyunlara alet olduğu görülüyor. Apartheid rejiminde demokrasi için savaşan halkın Zenofobiye de karşı aynı ciddiyetle savaşması icap ederdi. Elbette bu da siyaset adamlarının altı boş nutuklarıyla değil Desmond Tutu gibi barışçıl liderlerin müdaheleleriyle çözümlenecek bir meseledir.

 

Notlar


[i]Gençoğlu Halim (2018) Güney afrika'da zaman ve mekân : Ümit Burnu'nun Umudu Osmanlılar.1. Baskı edn. Osmanbey, İstanbul: Libra Kitapçılık ve Yayıncılık (Libra Kitap, 242. Tarih ; 229).

[ii]Nyamnjoh, F. B. (2006) Insiders and outsiders: citizenship and xenophobia in contemporary Southern Africa. Dakar, Senegal: Codesria Books (Africa in the new millennium). Available at: INSERT-MISSING-URL (Accessed: September 10, 2019).

[iii]Neocosmos, M. and Codesria (2010) From 'foreign natives' to 'native foreigners’: explaining xenophobia in post-apartheid South Africa: citizenship and nationalism, identity and politics. [Second edition] edn. Dakar, Senegal: CODESRIA (Codesria book series).

[iv]Graça Machel Cape Town Üniversite’nin onursal başkanı olup aslen Mozambiklidir.

[v]Wistrich, R. S. and Vidal Sassoon International Center for the Study of Antisemitism (Universiṭah ha-ʻIvrit bi-Yerushalayim) (1999) Demonizing the other: antisemitism, racism & xenophobia. Amsterdam: Harwood Academic (Studies in antisemitism, v. 4).

[vii]1951 yılında sığınmacıların haklarını korumak için bir antlaşma imzalanmıştı. 1988 yılında ise Sığınmacı Hakları Ünitesi Cape Town Üniversitesi kampüsünde sığınmacılara hizmet vermek için kurulmuştu.

E-BÜLTEN