MÜŞTERİ HİZMETLERİ +90 212 414 60 60

Haberler

BAE'nin Afrika Politikası

Mayada Kamal Eldeen - AKEM Araştırmacısı

 

Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) Afrika politikası son dönemlere kadar, BAE yatırımcılarının çeşitli sektörlerdeki yatırımlarına ve insani yardımlarına dayanmıştır. Lakin BAE 2004'ten beri, özellikle Afrika Boynuzu'ndaki politikasını değiştirerek kıtadaki etkisini artırma çabası içine girmiştir. Büyütülmüş ve çeşitlendirilmiş yatırımlarla Afrika Boynuzu'ndaki ülkeler ile daha yakın temaslar sağlanmaya çalışılmaktadır.


Yakın Geçmişte BAE’nin Afrika Politikası

 

BAE'nin Afrika ülkelerine yönelik ilgisi, büyük çıkarlara sahip olduğu Bab'ül Mendep Boğazı'nın korunması ile yakından alakalıdır. Günümüzde BAE'nin ülke dışındaki iki askeri üssünün birincisi Eritre kıyılarındaki "Assab", ikincisi Somaliland'ın en büyük ve önemli şehirlerinden Berbera'daki Berbera üssüdür. Berbera askeri üssü vasıtasıyla BAE Afrika Boynuzundaki nüfuzunu genişletmekte ve buradan hareketle varlığını ekonomik alandan askeri alana doğru yaymaya çalışmaktadır.

 

2013 yılının mayıs ayında Dubai Ticaret ve Sanayi Odası (DCCI) Afrika'da ilk defa Etiyopya'nın başkenti Addis Ababa'da temsilcilik açmıştır. Açılan ofis, BAE şirketlerinin Afrika pazarlarına girmesi için bir kapı olarak görülmüştür. Aynı yılın şubat ayında dönemin Dış Ticaret Bakanı Şeyhha Lubna Bint Khalid El Qasimi 10 milyon dolarlık bir sermaye ile Julfar Etiyopya İlaç Fabrikası'nı açmıştır. Açılan fabrikanın üretim kapasitesi Etiyopya'nın ve komşu Afrika ülkelerinin piyasalarını kapsamaktadır.

 

Etiyopya’nın, BAE'nin Afrika politikasında bu kadar öne çıkmasının sebebi Afrika kıtasındaki etkisinin büyük olması ve Afrika Birliği'nin genel merkezine ev sahipliği yapıyor olmasındandır. Ayrıca Etiyopya son dönemlerde yüksek oranda yabancı yatırım çekmekte ve ekonomisi hızla büyümektedir. Diğer taraftan BAE ile Somali arasında Nisan 2018'de meydana gelen uçak krizine kadar BAE, Somali'nin başkenti Mogadişu'daki federal hükümet ile yakın ilişkiler geliştirmiştir. BAE daha önce Somali'nin terörle mücadele ve istihbarat birimlerine eğitim vermiştir. Başkent Mogadişu'da bir eğitim merkezi açılmıştır. Aynı zamanda BAE Ekim 2015'te Somali’nin federal güvenlik güçlerinin dört yıl boyunca maaşlarını ödemeye söz vermiştir. Daha önce de Mayıs 2015'in sonlarına doğru BAE, Somali'nin Kismayo şehrinde Juba Geçici Yönetim İdaresi'ne bir zırhlı araçla destekte bulunmuştur.

 

Ekonomik olarak BAE kıtada genişleme çabası içindedir. BAE Dışişleri Bakanlığı, Afrika ile BAE arasındaki ticaretin son beş yılda %37'nin üzerinde bir büyüme oranı ile 40 milyar dolar civarına ulaştığını bildirmiştir. BAE, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleriyle, 26 Mart 2015'te Yemen'deki Husilere yönelik "Kararlılık Fırtınası" adı verilen hava operasyonlarını başlatmıştı. Başlatılan operasyonda Afrika Boynuzundaki üsler kullanıldı. Bu durum BAE için bu bölgenin önemi daha da artırmıştır. "Arabi" internet sitesinin "Tacticalreport" sitesinden aktardığı bir rapor, BAE Prensi Muhammed Bin Zayed El Nahyan'ın, müttefik deniz kuvvetleri ABD ve Mısır ile birlikte Yemen kıyılarını Bab'ül Mendep Boğazı'na kadar güvenli bir şekilde birleştirmek istediğini iddia etmiştir. Rapora göre BAE Hürmüz Boğazı, Yemen sahili ve Bab'ül Mendep ile Afrika Boynuzu kıyısındaki askeri varlığını genişletmek için Deniz Kuvvetleri'nin rolünü güçlendirmeye çabalamaktadır.

    

Dubai merkezli DP World Liman Şirketinin Afrika Kıtasındaki Kirli Rolü

 

BAE'nin Afrika politikasındaki en tartışmalı konulardan biri ise dünyanın en büyük konteyner liman işletmecilerinden biri olan Dubai merkezli DP World Liman Şirketi'nin Afrika kıtasındaki varlığı ve ortaklık sözleşmeleri olmuştur. Bu tartışmada yolsuzluk suçlamaları, Katar ile krizden sonra ambargo uygulayan ülkelerin politika ile ekonomiyi birbirine karıştırması ve hala devam eden Körfez krizinin etkileri vardır.

 

Dubai merkezli DP World Liman Şirketi'nin dünyanın 40 ülkesinde 78 limanı bulunmaktadır. BAE merkezli Dubai Ports World (DP World) beş Afrika ülkesinde faaliyet göstermektedir. Faaliyet gösterilen ülkeler Mısır, Cezayir, Senegal, Cibuti ve Somaliland ve Mozambik’tir. Söz konusu Dubai merkezli DP World Liman Şirketi, Doraleh Konteyner Terminali'ni geliştirmek için Cibuti yönetimiyle 2004’te imzalanan ve 2009 yılında yürürlüğe giren 50 yıllık imtiyaz sözleşmesi imzalanmıştır. Ancak aradan 14 yıl geçmesine rağmen imtiyaz sözleşmesi Cibuti’ye beklenen geliri sağlamamıştır.  BAE'nin limanları geliştirip ekonomiyi büyütmek değil de tekelinde tutmak ve diğer yerli limanlarla rekabet etmesini engellemek amacını taşıdığı şüpheleri yoğunluk kazanmıştır. Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh, ulusal egemenliği ve ülkenin ekonomik bağımsızlığını korumak için Dubai merkezli DP World Liman Şirketi ile 2004'te imzalanan imtiyaz sözleşmesinin tek taraflı feshettiğini ilan etmiştir. Guelleh, fesih kararının taraflar arasında 2012 yılından bu yana süren anlaşmazlığa çözüm bulunamaması neticesinde alındığına vurgu yapmıştı. İki ülke bu olaydan dolayı gerginlik yaşarken Nisan 2015'te Amboli Havalimanı'nda Cibutili bir polis memurunun, BAE'nin bir görevlisini tokatlamasıyla bölge ile ilişkiler daha da gerilmiştir.

 

Somali BAE Arasındaki Uçak Krizi

 

Cibuti’den sonra Somali ile de gerilimli günler yaşanmıştır. BAE’den Somali’ye gelen bir uçakta 9,6 milyon doların Somali Havalimanı'nda güvenlik görevlileri tarafından ele geçirilmesiyle iki ülke arasında ilişikler kopma noktasına gelmiştir. BAE'li yetkililer, söz konusu paranın BAE'nin Somali'de eğittiği Somalili askerlerin maaşlarını ödemek amacıyla gönderildiğini savunmuştur. Bu açıklama ile ikna olmayan Somalili yetkililer ise, BAE’nin bu parayı ülkede isyan başlatmak için kullanılacağı yönünde açıklamalarda bulunmuşlardır. Fakat paranın henüz nereye, kime veya kimlere gönderilmek istendiği bilinmemektedir. BAE'nin eğittiği askerlerin maaşlarının ödenmesi için gereken tutarın bir milyon dolar civarında olduğu bilgisi verilmiştir. Bu olayın ardından BAE'nin bu ülkedeki terör örgütlerine finansal yardım yapmayı sürdüreceği ve Somali aleyhinde adımlar atayabileceği endişesi başlamıştır. Zaman zaman Somali ordusu içerisinde BAE'nin eğittiği askerlerle ordu içerisindeki diğer askerler arasında karşılıklı silahlı çatışmalar dahi yaşanmıştır. Bölgede artan gerilimlerin mimarlarından birinin BAE olduğunu açıktır. Türkiye’nin de bölgedeki varlığından rahatsız olan BAE, bu yaşananların da etkisiyle değişik yöntemlerle Somali’yi uluslararası arenada küçümsemeye çalışacaktır.

 

Somali ve BAE hükümeti arasında 2014 yılında askeri antlaşma imzalanmıştır. BAE’nin Somali’de askeri üsler açması ve Somali ordusunun BAE tarafından eğitilmesi hususu antlaşmanın önemli konularını teşkil etmiştir. 2014 yılında başlayan askeri eğitim programında binlerce Somalili asker, BAE ve ABD askerlerince eğitilmişti. Fakat yaşanan son krizden sonra Somali hükümetinin bu soruna bulduğu çözüm, o antlaşmayı iptal etmek, askeri eğitim programına son vermek ve 2014 yılından bu yana BAE tarafından eğitilen askerleri farklı bölgelere tayin ederek BAE'nin Somali ordusu üzerindeki etkisi bitirilmeye çalışmaktır. BAE’nin eğittiği ve maaş verdiği askerlerin ülkede bir askeri kalkışmaya yeltenmesi tehlikesi üzerinde tartışmalar devam etmektedir. Bir başka kafa karıştıran konu ise BAE’nin daha önce Somali’ye aynı yöntemle para sokup, bu parayı belli odaklara dağıtıp dağıtmadığı olmuştur. Yaşanan kriz sonrasında Somali'de meydana gelen tedhiş hareketlerinde Abu Dabi'nin payının olup olmadığı şüpheleri mevcuttur.

 

Cibuti, Addis Ababa ile Asmara arasındaki anlaşmazlıklar ve Somali'deki şiddet olayları nedeniyle Etiyopya'nın ithalat ve ihracat ürünleri için tek güzergâh konumuna gelmiştir. Lakin son haftalarda BAE sponsorluğunda iki ülke arasında bağlantı köprüleri kurulması, Eritre'deki limanların Etiyopya'ya açılabileceği sonucunu doğurabilir. Aynı zamanda Asmara ile iyi ilişkilere sahip olan Abu Dabi'nin, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleri kapsamında Yemen'deki Husilere yönelik operasyonları için Eritre'nin limanlarını kullandığı iddia edilmektedir. Yukarıda bahsi geçen uçak krizinden sonra BAE medyası da Somali halkına yaptıkları destekleri sürekli hatırlatmaya başlamışlardır. Yaşananlara tepki olarak BAE yetkilileri, Somali'deki Şeyh Zayed Hastanesi'ni kapatma kararı almışlardır. Bu durum Abu Dabi'nin insani yardımlarının güvenilirliğini sorgulatan bir adım olmuştur.

 

Mayıs 2016’da Dubai merkezli DP World Şirketi   Somaliland Özerk bölgesine tabi Berbera Limanı’nı otuz yıl boyunca geliştirmek ve yönetmek üzere 442 milyon dolarlık bir anlaşma imzalamıştır. Ayrıca Nisan 2017'de aynı şirket Somali'deki merkezi hükümete danışmaksızın Somali'nin özerk bölgesi olan Puntland'da, Mogadişu'nun kuzeyindeki Bosasso limanını genişletmek için 336 milyon dolarlık bir sözleşme imzalamıştır.

 

Birleşik Arap Emirlikleri Somali'ye karşı tek taraflı bağımsızlık ilan eden ve hatta uluslararası toplum tarafından bağımsız bir devlet olarak kabul edilmeyen Somaliland hükümetine yaklaşarak bölgede imtiyaz sahibi olma yönünde girişimlerde bulunmuştur. Bu girişimler Somali'den çok sert tepki görmüştür. 12 Mart 2018'de Somali Federal Parlamentosu, Somaliland ve Etiyopya yetkilileri ile Berbera Limanı'nın işletilmesi üzerine anlaşma yapan Dubai merkezli DP World şirketinin ülkedeki tüm çalışmalarının yasaklanması ve şirketin en kısa zamanda Somali’yi terk etmesine karar vermiştir. Kararda, DP World Şirketi'nin söz konusu üç limanın işletmesiyle ilgili yaptığı anlaşmanın anayasaya aykırı olduğu, ülkenin birliği ve bağımsızlığına karşı tehdit teşkil ettiği, bu yüzden de geçersiz sayıldığı belirtilmiştir.

 

2008 yılında bir Fransız şirketi olan "Poluri Logistic" yetkilileri, Dakar Limanı'nın işletilmesi için yapılan Senegal-BAE anlaşmasının şeffaf bir şekilde gerçekleşmediğini, hatta Senegalli yetkililere bu süreçte BAE tarafından rüşvet verildiğini iddia etmiştir. Ayrıca Demokratik Kongo Cumhuriyeti'ndeki sivil örgütler de hükümetlerini, Kongo karasularında 1 milyar dolarlık bir liman inşaatı projesi için bahsi geçen Dubaili şirketten rüşvet almakla suçladılar.

          

BAE son zamanında kıta genelinde politikası

 

BAE gün gittikçe Afrika kıtasının farklı bölgelerinde kirli bir rol oynaya başlamıştır. 2013 yılında Mısır'da Sisi darbesini desteklemiştir. Aynı yıl Batı Afrika sahillerindeki beş ülkede İslamcılara karşı başlatılan Fransa liderliğindeki askeri kampanyaya 30 milyon Euro destekte bulunmuştur. BAE 2014 yılından bu yana, Libya halkının devrimine karşı-devrim ile cevap veren General Khalifa Hafer'i destekliyor. Ayrıca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Yaptırımlar Komitesi'nin Somali ve Eritre Uzmanlar Komitesi raporunda, BAE'nin her iki ülkede de silah ambargosu uygulanması konusundaki uluslararası kararları ihlal ettiğini açıklamıştır. Aynı raporda BAE'nin, Khalifa Hafer'in sadık güçlerin gerçekleştirdiği operasyonlardan bir tanesini takip ettiklerini açıkladı. Haftar güçlerinin Belarus'ta BAE'ne yapılan Mi-24b savaş helikopterlerini teslim aldıkları ve bu helikopterlerin gerçekten Al Hadim Hava üssünde bulunduklarına yönelik fotoğraflar gösterilmiştir. Buna karşılık Belarus 2014 yılında BAE'ye dört eski model helikopter sattığını doğrulamıştır. Daha sonra BAE, Libya'daki müttefikine "AT-802I" uçağı ve zırhlı araçlar verildiğini Nisan 2016'da açıklamıştır.

 

Tunus ve BAE arasındaki ilişkiler de 2011 yılında patlak veren Arap Baharı nedeniyle gerilmişti. Middle East Eye internet sitesine konuşan üst düzey Tunuslu bir yetkiliye göre, BAE Tunus’un seçimle iş başına gelen ilk cumhurbaşkanı Baci Kaid Sibsi’ye para desteği teklif edip En-Nahda Partisi'nin Mısır’dakine benzer bir senaryo ile siyasetten uzaklaştırmasını istemiştir. Ancak Sibsi bu teklifi geri çevirince BAE’li askeri yetkililer soluğu Cezayir’de almıştır. Cezayir ile Tunus’ta aynı çıkarları paylaştığını düşünen BAE, Tunus’ta iki ülkenin taleplerini karşılayacak bir yönetimi iktidara getirmek için beraber çalışmayı teklif etmiştir. Ayrıca Le Monde gazetesinde yayımlanan analize göre, iki ülke arasındaki siyasi krizin temel nedenlerinden biri olarak, BAE'nin, Tunus'taki koalisyon hükümetinde Nahda Hareketinin yer almasından duyduğu rahatsızlık gösterilmiştir. 2017 yılında Emirates Havayolları ile yolculuk edecek Tunuslu kadınların uçağa alınmadığı iddialarının ortaya çıkması üzerine iki ülke arasındaki ilişkiler kopma noktasına gelmiştir. BAE Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Enver Karkaş Tunuslu kadın yolcuların Dubai uçuşlarına alınmama kararının "güvenlik istihbaratı" gerekçesiyle olduğunu söylemiştir. Buna karşılık olarak Tunus da BAE'ye ait Emirates Havayolları'nın tüm seferlerinin durdurulduğunu bildirmiştir.

 

BAE’nin Fas'a yönelik politikası da Katar krizinin ardından Fas'ın meseleye yönelik tutumu üzerine gerilmiştir. Abu Dabi merkezli medya bu hususta Fas'a saldırmaya başlamıştır. Ancak Mayıs 2018’de İran'ın Fas'ın iç işlerine karıştığını ve buna son vermek istediklerini belirten Fas yönetimi, İran ile diplomatik ilişkilerin kesilmesine karar vermiştir. BAE açısından olumlu bir gelişme olan böylesi bir kararın ardından ikili ilişkiler normalleşmeye başlamıştır.

 

2016 yılında Moritanya'da "Savunma Koleji - Muhammed bin Zayed" adıyla bir Yüksek Askeri Eğitim koleji kurulmuştur. Kurulan Kolejde, beş Afrika ülkesinin ordu komutanlarının yetiştirileceği ve yönlendirileceği açıktır. Bunu da iki tarafında gelinen noktayı göstermektedir. Bu durum BAE'nin hem iktisadi hem de askeri yönden genişleme çabalarının sonuçları olarak görülebilir.

 

BAE'nin Uganda'ya yönelik politikasına gelince, Uganda BAE'nin Somali'deki faaliyetlerini kendi ulusal güvenliği açısından sakıncalı görmektedir. Ayrıca Mayıs 2018'de Uganda parlamentosunda Dubai Emirliği'nde özel bir pazarda Ugandalı kızların köle olarak satıldığının bildirmesi üzerine bu ülkedeki büyükelçisini geri çağırdı. Öte yandan Arabi 21 sitesi dikkat çekici bir iddiayı gündeme getirmişti. Arabi 21’in haberine göre, Abu Dabi veliahttı Muhammed Bin Zayed Al Nahyan önümüzdeki dönemde Uganda’yı ziyaret ederek on bin Uganda askerini BAE güçleri ile birlikte savaşması için Yemen’e taşımak için Uganda ile resmi anlaşma imzalayacaktır. Bunun sebebi “Sudan’ın askerlerini Arap Koalisyonundan çekmesinden korkuyor olması” şeklinde yorumlanmıştır. Kenya ise Afrika Boynuzunda güvenliği zayıflatması gerekçesiyle Nisan 2018'de BAE Somali'nin iç işlerine karışmaması çağrıda bulunmuştur.

         

Körfez Krizi Sonrasında BAE Afrika Politikası

      

Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn ve Mısır yönetimlerinin 5 Haziran 2017'de Katar ile tüm diplomatik ilişkilerini kesmeleri ve ekonomik abluka uygulamaları Körfez bölgesinde krize yol açmıştır. Abu Dabi Katar'a ambargo uygulayan ülkelerinin geri kalanı gibi- ekonomik çıkarlarını büyük ölçüde Afrika ülkelerini baskı altına almak ve krizle pozisyonlarını etkilemek için kullandı. Dolayısıyla Körfez krizi öncesi ve sonrasında Afrika, Körfez yarışının odağı haline geldi. Cömert yardımlar karşılığında askeri üsler kurulmuş ve burada çoğu Afrika ülkesi kendisini Körfez devletleri arasında kuşatılmış halde bulmuştur. Örneğin, Somali’deki merkezi otorite Körfez krizinde etkisiz bir tutum içindeyken Somali'nin beş bölgesinden üçü ambargo kararını desteklemiştir.

 

Abluka uygulayan ülkeler Sisi ve Hafter'in desteğini almalarına rağmen diğer Afrika ülkelerinin kararlarında çok etkili olamamışlardır. Ve Afrika'nın genel tutumu, 4 Temmuz'da Etiyopya'da yapılan Afrika Birliği zirve toplantısında Körfez krizinin barışçıl bir şekilde sona erdirilmesi gerektiğine yönelik açıklamalarla ifade edilmiştir. Sudan ve Etiyopya, Doğu Afrika'nın yüz ölçümü ve nüfus açısından en büyük iki ülkesi olup stratejik öneme sahiptirler. Bu iki ülke Katar karşıtı abluka ülkelerinin karşısında durmuşlardır.

 

Sonuç olarak Körfez krizinde abluka ülkeleri Sudan, Etiyopya, Eritre, Somali ve Senegal gibi ülkelerin desteklerinin alınmasında başarısız olurken; Moritanya, Cibuti ve Çad çoğu zaman BAE ile birlikte hareket etmişlerdir. Bu üç ülke mevcut Körfez krizinde Katar ile ilişkilerini tamamen kestiklerini ilan ederken, bazıları ilişki seviyesini azaltmayı tercih etmişlerdir.

 

Hatta ilginç bir şeklide BAE, Çad Cumhurbaşkanı İdris Debi'yi Abu Dabi'ye davet etmiştir. Bu davetin ardından Mısır Cumhurbaşkanı Sisi Çad'ı ziyaret etmiştir. Bunun ardından Çad Körfez krizinden üç ay sonra Katar ile ilişkilerini kestiğini açıklamıştır. Ayrıca Çad'ın Cumhurbaşkanı, Doha ile ilişkileri kesmesinden sonra defalarca Abu Dabi ve Riyad'ı ziyaret etmiştir. Çad'ın bu hamlesine karşılık BAE ödül olarak, Çad Cumhurbaşkanı İdris Debi ve BAE Devlet Bakanı Sultan Al Jaber'in katılımıyla Fransa'da "Çad Kalkınma ve Yatırım Konferansı’nı düzenlemiştir.  Konferansta BAE, Çad Cumhuriyeti'nin 2017-2021 yılları arasında hedeflenen kalkınma planlarının gerçekleştirilebilmesi amacıyla 150 milyon dolarlık fon sağlayacağını açıklamıştır.

 

İlişkiler bu şekilde devam ederken Şubat 2018'de Çad tarafından BAE'ne beklenmedik bir şekilde darbe indirilmiştir. Çad diplomatik bağlarını koparttığı Katar ile, daha üç ay bile geçmeden tekrardan temas kurmuş ve ilişkileri başlatmıştır. Çad'ın pozisyon değiştirmesine sebep olan unsur ise Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir'in Çad'ı ziyareti olmuştur. Katarla ilişkilerinde Sudan ve Çad'ın tutumunu değiştirmesinde etkili olan ikinci bir etken de Aralık 2017'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kalabalık bir ekiple gerçekleştirmiş olduğu ziyaret olmuştur.

 

Abu Dabi, Çad'dan yediği tokadın şokunu yaşarken, Cibuti Hükümeti tarafından Dubai limanlarına verilen imtiyaz da kaldırılmıştır. Dolayısıyla BAE’nin halihazırda birçok Afrika ülkesi ile ilişkileri olumsuz bir seyirde ilerlemektedir. Bu gidişatı değiştirmek maksadıyla Mart 2018'de BAE Dışişleri Bakanı Abdullah Bin Zayed Afrika turuna çıkmıştır. Bu turdaki ilk durak Senegal olmuştur. Senegal ile bir güneş enerjisi projesi için kredi anlaşması imzalanmıştır. Ayrıca BAE Dışişleri Bakanı kıtada diplomatik varlığını daha da genişletmek amacıyla Dakar'da ülkesinin büyükelçilik açmıştır. BAE'nin Senegal’e verdiği önemin arkasında yatan sebeplerden en önemlisi ise, dünyanın en büyük konteyner liman işletmelerinden biri olan Dubai merkezli DP World Şirketi'nin faaliyet gösterdiği beş Afrika ülkesinden biri olmasıdır.

 

Siyasi olarak Körfez krizinin başlangıcında Dakar, büyükelçisini Doha'dan çekip BAE ve Suudi Arabistan ekseninde yer almayı tercih etmiştir. Ancak Ağustos 2017’den itibaren Katar'la tam ilişkilerine devam etme kararını açıklayarak Riyad ve Abu Dabi'ye bir darbe indirmiştir. BAE temsilcilerinin gerçekleştirmiş olduğu ziyaret, Katar ile Senegal ilişkilerini minimum düzeyde tutulması için Senegal'i ikna etmeye çalıştığı şeklinde okunabilir. 

 

Ziyaretin bir sonraki durağı Etiyopya olmuştur. BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed, "Somaliland" hükümeti ile Etiyopya hükümeti arasında bir anlaşma imzalamasına aracılık etmiştir. Bu anlaşma, Etiyopya'yı Berbera Limanı'nda 2018 yılının başlarında %19 oranında bir ortak haline getirmiştir. Belki de BAE bu anlaşma ile Etiyopya'yı kendi tarafında tutma amacı güdüyor olabilir.

 

Geçtiğimiz günlerde Cibuti, Abu Dabi'nin limanlara ve deniz şeritlerine hakim olma çabalarına büyük bir darbe vurmuş ve Durale Konteynır Terminali'nin yönetimini bitirmiştir. Bu üç taraflı anlaşma, Etiyopya-Somali ilişkilerini olumsuz etkileyebilir ve Etiyopya’nın bu anlaşmada yer alması onu Somali'nin gözünde bir düşman haline getirebilir. Böyle bir durum genel olarak bölgenin güvenliğini olumsuz etkileyecektir.

     

Bin Zayid'ın bir sonraki durağı Mali olmuştur. Bu ziyaret sırasında Bin Zayid başkent Bamako'da Cumhurbaşkanı İbrahim Ebu Bekir Keita ile bir araya gelmiştir. Bin Zayed bu ziyaretinde model köylerin ve sağlık projelerinin oluşturulması için bir dizi anlaşma imzalamıştır. Bamako'da BAE Dışişleri Bakanı, ülkenin başkenti Ki Gali’deki büyükelçiliğini açtıktan sonra Ruanda'ya doğru yola çıktı.

E-BÜLTEN