MÜŞTERİ HİZMETLERİ +90 212 414 60 60

Haberler

Avrupa Birliği'nin ‘Yeni’ Afrika Stratejisi ve Afrika Birliğiyle İlişkileri

M.Salih Demirtaş - AKEM Araştırmacısı

 

Avrupa Birliği yeni Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen göreve geldikten sonraki ilk Avrupa dışı ziyaretini Addis Ababa’daki Afrika Birliği merkezinde gerçekleştirdi. Bu ziyaret Afrika için güçlü bir siyasi mesaj olarak okunabilir mi sorusunu akıllara getirmektedir. Peki Avrupa Birliği Komisyon Başkanı neden böyle bir mesaj vermek istedi? Bu sorunun cevabını AB Komisyonu’nun 9 Mart 2020’de yayınladığı “Afrika ile Kapsamlı bir Stratejiye Doğru” adlı ‘yeni’ yol haritasındaki ipuçlarından bulabiliriz. Bu yeni yol haritasında daha dengeli bir ortaklıktan bahsedilmektedir.


Ursala von der Leyen, Avrupa Birliği'nin (AB) Avrupa ile Afrika arasında daha büyük siyasi, ekonomik ve yatırım fırsatları oluşturmak ve bağışçı-alıcı ilişkisinin ötesinde eşit bir ortaklığa doğru ilerlemek istediğini belirtti. Fakat AB ve AfB arasındaki bu dengeli ortaklık söylemi; Younde(1963-1975), Lome(1975-2000) ve Cotonou(2000-2020) Antlaşmaların’ı ve tarihsel süreci göz önüne aldığımızda pek de ‘yeni’ değildir. Fakat Afrika'da iç dinamiklerin değişmesi ve Afrika Birliği’nin daha güçlü bir aktör konumuna doğru evrilmesi bu yeni dönemi farklı kılabilir ve ilişkileri farklı zemine taşıyabilir.

 

Bugün AB  hem ihracatta (%36) hem de ithalatta (%33) Afrika Birliği’nin en önemli partneridir. 27 AB ülkesi ve AfB ülkeleri arasındaki 2018’deki toplam ticaret hacmi 235 milyar Avro. Bu kıtanın toplam ticaret hacminin %32’sine tekabül ediyor. Diğer yandan 125 milyar Avro ile Çin (%17), 45 milyar Avro ile ABD (%6) kıtanın önemli ticari partnerleridir. AB Komisyonu bu verileri paylaşırken Avrupa’yı tek bir aktör olarak göstermesi kıtadaki diğer rakiplere karşı kendisini avantajlı bir durumdaymış gibi sunmanın bir çabası olarak okunabilir. Fakat AB içindeki güçlü aktörlerin ne ölçüde kıta politikalarında tek ses olduğu ise ayrı bir tartışma konusudur.

 

AB’nin ‘Yeni’ Afrika Projesi: “Afrika ile Kapsamlı bir Stratejiye Doğru”

AB’nin sunduğu ortaklık stratejisinde yeşil enerji ve iklim, dijital dönüşüm, güvenlik, göç, sürdürülebilir büyüme ve yeni iş alanları oluşturma gibi başlıklar ön plana çıkmaktadır. AB Ekim 2020’de Brüksel’de yapılması planlanan AB-AfB zirvesinde yeni stratejisini AfB ile ortak değerlendirip uygulamaya geçmek istiyor. Bunun için çalışmalarına devam ediyorlar. AB  Dış Politika Şefi Josep Borrel tüm detayları aslında bu sonbaharda  tamamen uygulanamayacak ve sürece yayılarak işlevsel hale getirilecek bu stratejide aciliyet ve önem durumunu dile getirmektedir: "Büyümemiz ve güvenliğimiz Afrika'da olanlara, belki de dünyanın herhangi bir yerinden daha fazla bağlıdır."

Özellikle Komisyon Başkanı Leyen tarafından ortaklığın farklı boyutlarına vurgu yapılmaktadır: “Bugünün Afrika  Stratejisi, ilerlemek ve ortaklığımızı bir sonraki seviyeye taşımak için yol haritasıdır. Afrika, Avrupa Birliği’nin doğal ortağı ve komşusudur. Birlikte herkes için daha müreffeh, daha huzurlu ve daha sürdürülebilir bir gelecek inşa edebiliriz.” Aslında stratejide gündeme getirilen her bir madde yetkililer tarafından açık bir şekilde ifade edilmektedir. Borrel, Afrika’daki jeopolitik çıkarların öneminden bahsederken AB’nin gelişmesinin ve güvenliğinin Afrika’ya dayandığını ifade etmektedir. Diğer yandan Avrupa Uluslararası Ortaklar Komiseri Juppa Urpulainen, dijital transformasyona ve iş olanakları yaratılmasına vurgu yaparak özellikle kadınların ve gençlerin de istihdama girmelerini destekleyecek girişimlerde bulunmak istediklerini belirtmektedir.

AB açısından bu açıklamaları değerlendirdiğimizde özellikle göç üzerinden kıtaya yapılacak hareketlerin önüne geçmek, Avrupalı kimliğini korumak ve bundan dolayı Afrika’dan olası göç hareketleri zeminini zayıflatmak için kıta güvenliği ve iş sahası yaratma konusuna bu kadar vurgu yapmaları AB’nin kıtadaki politikalarını anlamamız için önem taşımaktadır. Nitekim AB ile Afrika arasındaki ilişkinin merkezi bir planı olarak dolaylı veya dolaysız göç kontrolüne koşullandırılmış yardımlar bu durumun Avrupa için ne kadar hayati olduğunu göstermektedir. Bunun için AB ciddi yardım fonları ayırmaktadır. Fakat AB’nin kendi olası iç krizine çözümün parçası olarak düzenlediği şeklinde okuyabileceğimiz bu fonların Afrika’nın uzun vadeli ihtiyaçları için önem taşıyıp taşımadığı meselesi  düşünülmesi gereken bir durumdur. Çünkü Afrika’da artan iş olanakları, dünyanın en hızlı ekonomik büyüme gösteren ülkelerin %60’nın Afrika’da bulunması, ticaret ve ortaklık için önemli fırsatlar sunması, kıta entegrasyon sürecini zorluklara rağmen başarılı bir şekilde ilerletme girişimleri ve birden fazla kıta dışı aktörle muhatap olup zirveler düzenlemesi AfB’nin elini güçlendirmektedir ve bağımlılık ilişkilerinden kurtulmasını sağlamaktadır.

 

Güçlenen Afrika Birliği ve AB İlişkileri

Afrika Birliği 2018'de 1995 yılında Dünya Ticaret Örgütü'nden bu yana yapılan en büyük ticaret anlaşması olan Afrika Kıta Serbest Ticaret Bölgesi'ni (AKSTB) kabul etti. 2.5 trilyon dolardan fazla olan fazla olan Afrika Birliği ekonomisi dünya ticaretinde 6. ve 7. sırada yer alan İngiltere ve Fransa ekonomilerinin büyüklüğündedir. Bu tek dev pazar AKTSB’nin kabul edilmesiyle 1 Temmuz’da yürürlüğe girmesi bekleniyor. Birlik içinde 30 ülke bu antlaşmayı onayladı ve ürünlerin %90’ında kademeli olarak tarife indirimleri sağlanacak.

 

Dış aktörlerin bu dev pazarda var olma girişimleri ve birbirleriyle rekabet halinde olması sürecin  doğal bir parçası olarak karşımıza çıkmaktadır. AfB’nin kendi entegrasyonunu başarılı bir şekilde sağlaması ve tek ses olarak hareket edebilme kabiliyeti gösterebilmesi ise özellikle AB ile ilişkilerde ellerine ciddi bir koz verebilir. Nitekim Afrikalı diplomatlar, yatırım araçlarına bağlı AB koşullarının çok kısıtlayıcı olduğundan ve AB-Afrika ticaret anlaşmalarının Avrupa lehine çarpık olduğundan; dolayısıyla Afrika ülkelerinin yerli sanayi üretimini geliştirmesine izin vermediğinden şikayet ediyorlar. Sonuç olarak, Afrika ülkelerinin Avrupa'ya gerçekleştirdiği ihracatın büyük çoğunluğunun ham maddeler olduğunu ifade ediyorlar. Avrupa’nın kendi iç tarım pazarını sıkı bir şekilde korurken kıtayla dengesiz bir ticaret yapması artık zor gibi gözüküyor. Bu süreçte AB’nin kıtada var olabilmesi için tavizler vermesi kaçınılmaz. Fakat bu tavizlerin AB için en önemli ayağı güvenliğin sağlanması ve kıta içi istihdamların yaratılmasında destek çıkmalarıdır.2018 yılında Afrika’da en çok doğrudan yatırımı olan aktör konumundadır. Bu yatırım rakamların AB özelinde resmiyette total olarak paylaşılması kıtadaki diğer aktörlere karşı tek tek değil Avrupa olarak meydan okuyacağız mesajını vermektedir.  

 

AfB ise diğer dış aktörlerle kurduğu ve kuracağı ticari ve siyasi ilişkilerle bu süreci kendi lehine çevirebilecek imkanlara ve kozlara sahip olacaktır. Kendisini aktörlerin bir savaş tahtası değil, aktör olarak kurgulayacağı bir geleceğe doğru ilerlemektedir. Bu ilerlemesini ise kuracağı çok yönlü ilişkilere, siyasi ve ekonomik entegrasyona ve oluşturduğu 2063 vizyonuna yönelik hamleleriyle güçlendirme fırsatına sahiptir.

E-BÜLTEN