MÜŞTERİ HİZMETLERİ +90 212 414 60 60

Yayınlar

"Afrika'nın makus talihi" anlatıları artık bitmeli

MUHAMMED SALİH DEMİRTAŞ - AKEM ARAŞTIRMACISI 

 

Afrika, tarihinde bağrından çeşitli medeniyetler, imparatorluklar çıkarmış; kendine ait özgün değerleri, masalları olan, gerek kültürleriyle gerek insanlarıyla, gerek yerüstü ve yer altı kaynaklarıyla çok zengin bir kıtadır. Potansiyel olarak bu zenginliğini korumakla beraber, şu an fakirlik, terör ve açlık kıtanın kanıksanmış ve kabullenilmiş yazgısı gibi görünmektedir. Halbuki Afrika'nın asıl sorunu ne terör, ne açlık ne de fakirliktir; gerçek sorunu kıta dışı bir takım aktörlerle hala sömürgecilik döneminin kalıntılarını sürdüren çarpık ve dengesiz ilişkiler ağı içinde bulunmasıdır


Afrika'nın tarihini etkileyecek geniş çaplı ve sistematik sömürüyle ilk tanışması Portekizlilerin Batı Afrika kıyılarında kurduğu kolonilerle başlamıştır. 19. yy'da kıtanın büyük bir bölümünün sömürgeleştirilmesinin ardından, 1884-1885 Berlin Konferansıyla Avrupalı Devletler koloni bölgelerini kendi aralarında paylaşarak tescillemişlerdi. 20. yy'ın ikinci yarısında II.Dünya Savaşı'nınakabinde  bir çok Afrikalı devlet, Avrupa'nın  darbe alan siyasi ve ekonomik durumundan dolayı zayıflayan hegemonyasını fırsata çevirerek  mevcut uluslararası genel durumun sağladığı avantajlarla bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Afrikalı devletlerin bağımsızlıklarını ilan etmesi, uzun yıllardır Batı'yla olan sömürge (köle-efendi) ilişkisinde bir dönüm noktası oluştursa da eski koloni ilişkilerinin kalıntıları kendisini güncelleyerek kısmen de olsa varlığını devam ettirmiştir.

 

Devam eden bu sömürge dönemine ilişkin kalıntıların en önemli göstergelerinden biri kıta üzerinden sağlanan maddi kazançların Afrika ülkelerinin aleyhine dengesiz dağılımı ve kıtanın yardıma muhtaç pozisyonda olma durumun devam etmesidir. Maalesef bu hal Afrika’da sömürge geçmişi olmayan aktörler tarafından da tam olarak anlaşılmış değil. Konuyla ilgili detaylı bilgiler barındıran, bir çok Uluslararası STK’nın sponsorluğunun bulunduğu Honest Accounts?: The true story of Africa’s billion dollar losses (Sahici Hesaplar: Kaybolan Afrika Milyar Dolarlarının Gerçek Hikayesi), güncellenmiş hali Honest Accounts 2017: How the world profits from Africa’s wealth (Dünya Afrika'nın zenginliğinden nasıl yararlanıyor)  ve War on Want adlı kuruluşun The New Colonialism (Yeni Sömürgecilik) adlı raporları, Afrika’nın bu makus talihini(!) ortaya koyan önemli çalışmalardır. Bu raporlarda başta kıtada sömürge geçmişi olan gelişmiş ülkeler ve diğer gelişmiş ülkeler tarafından bir cömertlik abidesi olarak sunulan yardımların gerçekten bir yardım niteliğine sahip olup olmadığı incelenmiştir. Bu yargıyı destekleyen tez ise yapılan yardımlarla kıtadan gerek doğrudan gerekse dolaylı yoldan kaçırılan paralar kıyaslandığında, kıtadan çıkan para lehine açığın senelik 58 milyar dolar civarında bir rakama tekabül etmesine dair veriler olmuştur.[1]

 

 

Kategori

Yıllık tutar

OECD ülkelerinden gelen resmi yardım

$ 29.1 milyar

OECD üyesi olmayan ülkelerinden gelen resmi yardım

$ 0.4 milyar

Hususi bağışlar

$ 9.9 milyar

Hükümetlere verilen krediler

$ 3.4 milyar

Özel sektöre verilen krediler

$ 8.3 milyar

Yatırımcıların sahip olduğu menkul değerler toplamının net varlığı

$ 16.2 milyar

Doğrudan yapılan yabancı yatırımın hisse senetleri

$ 23.2 milyar

Kıtaya yapılan para nakli

$ 18.9 milyar

Alınan borç ödemeleri

$ 4.3 milyar

                                                                                               Toplam:

$ 133.7 milyar

Tablo 1. Afrika'ya yapılan girişler. “Honest Account?” Raporu verileri

 

 

 

Kategori

Yıllık tutar

Borç Ödemeleri

$ 21.0 milyar

Dış döviz rezervlerindeki artışlar

$ 25.4 milyar

Uluslararası şirketin dışarı kaçırdıkları kârları

$  46.3 milyar

Yasadışı finans akışı

$ 35.3 milyar

Kıta dışına yapılan para transferi

$ 3.0 milyar

 'Beyin Göçü' maliyeti

$ 6.0 milyar

Yasadışı kerestecilik

$ 17.0 milyar

Yasadışı balıkçılık

$ 1.7 milyar

İklim değişikliği adaptasyon maliyetleri

$ 10.6 milyar

İklim değişikliği çevre kirliliği azaltma maliyetleri

$ 26.0 milyar

                                                                                               Toplam:

$ 191.9 milyar

Tablo 2. Afrika'dan çıkanmiktar ve kıtaya mal olan masraflar. “Honest Account?” Raporu verileri

 

 

Afrika, bilindiği üzere yer altı kaynakları bakımından çok zengin bir kıtadır; petrol, altın, elmas, platin, uranyum vs. gibi değerli madenlere sahiptir. Bu maden yataklarının birçoğu, menşei Avrupalı olan maden şirketleri tarafından kontrol edilmektedir. Londra borsasında 37 Sahra altı Afrika ülkesinde maden işletmesi mevcut olan 101 şirket bulunmaktadır. 101 şirketin 25'i Afrika'daki çeşitli vergi cennetlerinde yerleşiktir. Bu şirketlerin elinde tuttuğu petrol, elmas, altın, platin ve kömür kaynaklarının değerinin 1.01 trilyon dolar olduğu tespit edilmiştir. Kıtadaki maden kaynaklarının birçoğunun Avrupalı şirketler tarafından kontrol edilmesinin yanı sıra bu şirketler, vergi cennetleri vasıtasıyla yasadışı paraların akışını sağlama ve bu ülkelerden vergi kaçırma yoluyla da kârlı (!) bir alışveriş yapmaktadırlar. Küresel sermaye ağının vergi cennetleri yoluyla kıtadan çıkarttıkları yasadışı paraların ve kaçırılan vergilerin değeri 35.3 milyar dolar civarındadır. Oysa OECD ülkelerinin kıtaya yaptığı senelik yardım 29.1 milyar dolardır.

 

Gelişmiş ülkelerin Afrika yardımlarına dair defterlerini daha da karıştırmaya başladığımızda yardımların yapılış tarzıyla ilgili şöyle bir durumla karşılaşıyoruz; yapılan yardımlar Afrika'daki bazı STK'lar veya hükümetler üzerinden bölgeye gönderilmekte ve yardımların harcama usul ve yerleri ciddi şekilde denetime tabi tutulmamaktadır. Yapılan yardımların tabana ulaşıp ulaşılmadığı, altyapılar için kullanılıp kullanılmadığı vs. gibi konular takip edilmediği için, bu yardımların etkili bir şekilde kullanılmasına dair soru işaretleri oluşmaktadır. Bahsettiğimiz raporların çözüm önerilerinde de bu duruma kısmen dikkat çekilmektedir. Bu yardımların yapılışı, bazen dolaylı yoldan siyasi bir rüşvet mahiyetinde STK'lara ve devletlere verilmesi şeklinde de gerçekleşmektedir.

 

Afrika'nın uğradığı kayıplar ve yardım konusundaki bir diğer önemli sorunu beyin göçüdür. Kendi yetişmiş insanı, gelişmiş ülkelerde sunulan imkanları değerlendirmek adına o bölgelerde yerleştiğinde Afrikalı devletler kendi ülkelerinde yetişmiş eleman sıkıntısı problemiyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu durum özellikle sağlık alanında kendini hissettirmektedir. Afrika ülkelerinde yeteri kadar sağlık çalışanı olmadığı için, bu boşluk başta Avrupa olmak üzere gelişmiş ülkelerden gelen sağlık uzmanlarıyla doldurulmakta ve Afrika ülkeleri toplamda bunun için yıllık 4 milyar dolar harcamaktadır. Afrikalı sağlık çalışanlarının ülkelerinden daha yüksek gelirli ülkelere göç etmesinin Afrika'ya maliyeti ise 2 milyar dolar civarındadır.  Beyin göçü sırasında, net bir sıcak para çıkışı olmasa da emek ve değer üzerinden Afrika, kendi yetenekli iş gücünü kaybetmesi sebebiyle maliyet ve insan gücü açısından ciddi bir kayıp yaşamaktadır. Halbuki kıta ülkelerinin hayat şartları ve istihdamı iyileştirmek suretiyle beyin göçünü engelleme ve kontrol altına alan şartları olgunlaştırmaya yönelik girişimlerde bulunsa Afrika kendi insan gücünü herhangi bir yardıma ihtiyaç duymadan sağlık alanında ve diğer alanlarda kullanma fırsatına sahip olabilirdi.

 

Gayri meşru ve kayıt dışı yollarla balık yakalama ve keresteciliğin Afrika'ya maliyeti ise 18 milyar civarında. Bu durumun çevre dengesini bozması da ayrı bir problem olarak Afrika'nın karşısına çıkmaktadır. Raporlarda bunun gibi birçok bilgi sunulmaktadır ve devletlerin verdiği yardımların, hibelerin ve kredilerin daha şeffaf bir mekanizma içerisinde gerçekleştirilmesi gibi her bir sorun için birçok çözüm önerisi getirilmektedir. Özel şirketler vasıtasıyla dışarı çıkartılan dövizler, vergi cennetleri üzerinden kaçırılan paralar, vergiden muaf tutulan maden şirketleri ve bir takım şirketlerin ve devletlerin kıta zenginliğini Afrika halklarının değil, büyük bir iştahla sürekli kendi lehine çekme arzusu, yapılan yardımların tabana inip inmediğini kontrol etmeyen sorumsuz yardım anlayışı gibi bir çok durum varken yapılan yardımların da maksadı hasıl olmadığı gibi hem maddi hem manevi olarak da Afrika’nın aleyhine  sonuç vermektedir.

 

Son söz olarak Türkiye, farkında olmadan bu döngülerin içerisinde girmemesi gerektiği ifade edilmelidir. Bunun için Afrika’ya yönelik özellikle Avrupa kaynaklı Afrika’nın olumsuzluklarla anıldığı bakış açısındaki en ufak kalıntıların bile değişmesi gerekmektedir. Değişimin temelinde Afrika halklarının kendi kendine yetebilecek potansiyelde olduğunun farkına varılması, bu potansiyele destek çıkılması ve bu yöndeki iş birliklerin çok yönlü geliştirilerek sürdürülmesi yatmaktadır. Afrika ülkeleri için mesele imkânsızlık değil, imkânsızlık algılarından çıkacak iradeyi kendi öz imkanlarıyla ortaya koyup belirleyici bir aktör konumuna gelmesidir.

               

              


[1] Rakam 2014 yılına aittir, 2017 yılında bu rakam 41 milyar dolara gerilemiştir.

E-BÜLTEN